menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Muhammed Hamidullah ve Avrupa’da Tasavvuf

5 0
17.04.2026

İslam düşünce tarihinin önemli isimlerinden biri olan Muhammed Hamidullah, hem bir akademisyen hem de İslam medeniyetini Batı dünyasına tanıtan önemli bir düşünür olarak öne çıkar.

20. yüzyılda yaşamış olan Hamidullah, özellikle İslam hukuku, İslam tarihi ve erken dönem İslam toplum yapısı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Onun çalışmaları yalnızca Müslüman dünyada değil, Avrupa akademik çevrelerinde de büyük ilgi görmüştür. Çünkü Hamidullah, İslam’ı hem geleneksel kaynaklara bağlı kalarak hem de modern ve bilimsel yöntemlerle açıklamaya çalışan dengeli bir yaklaşım benimsemiştir. Ayrıca farklı kültürler arasında anlayış ve diyalog geliştirmeyi amaçlayan bir bilim insanı kimliği taşımıştır.

Hamidullah’ın en önemli özelliklerinden biri Doğu ile Batı arasında bir köprü kurma çabasıdır. Uzun yıllar Avrupa’da yaşamış, çeşitli üniversitelerde dersler vermiş ve farklı akademik çevrelerle doğrudan etkileşim içinde bulunmuştur. Bu süreçte İslam’a dair yanlış algıların düzeltilmesi için büyük bir gayret göstermiştir. Özellikle Avrupa’da İslam’ın yalnızca siyasi veya kültürel bir sistem olarak görülmesine karşı çıkmış, İslam’ın aynı zamanda derin bir manevi ve ahlaki boyuta sahip olduğunu vurgulamıştır. Bu noktada tasavvuf, onun üzerinde durduğu önemli alanlardan biri olmuştur ve düşünce dünyasında merkezî bir yer edinmiştir.

Tasavvuf, İslam düşüncesinde Allah’a yakınlaşmayı, nefsi arındırmayı kalbi temizlemeyi ve ahlaki olgunluğu hedefleyen bir yaşam biçimidir. Aynı zamanda insanın iç dünyasını disipline eden bir manevi eğitim yoludur.

Avrupa’da tasavvufa bakış tarih boyunca farklı dönemlerden geçmiştir. Orta Çağ’da Avrupa’da İslam genellikle yanlış ve eksik bilgilerle tanınmış, tasavvuf da bu çerçevede mistik, gizemli ve anlaşılması zor bir doğu geleneği olarak görülmüştür. Bu dönemde tasavvuf çoğunlukla yüzeysel değerlendirilmiş ve İslam içindeki derin anlamı yeterince anlaşılmamıştır. Ancak zamanla özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda akademik çalışmalar arttıkça tasavvufa olan bakış da değişmeye başlamış, daha bilimsel ve objektif yorumlar ortaya çıkmıştır.

Muhammed Hamidullah, Avrupa’daki bu değişim sürecine önemli katkılar sağlamıştır. Ona göre tasavvuf, sadece bireysel bir mistik deneyim değil, aynı zamanda toplumsal ahlakı güçlendiren ve insan ilişkilerini düzenleyen bir yapıdır.

Hamidullah, tasavvufun İslam’ın ruhunu temsil ettiğini ve Kur’an ile Peygamber’in öğretileriyle uyumlu olduğunu savunmuştur. Avrupa’daki bazı araştırmacıların tasavvufu Hinduizm veya Hristiyan mistisizmiyle aynı kategoriye koymasına karşı çıkmış, tasavvufun İslam’ın kendi iç dinamiklerinden doğduğunu özellikle vurgulamıştır. Bu yaklaşım, onun hem akademik hem de eleştirel düşünce yapısını göstermektedir.

Avrupa’da tasavvufa bakış özellikle oryantalist çalışmaların etkisiyle şekillenmiştir. Oryantalist bazı araştırmacılar tasavvufu dış etkilerle açıklamaya çalışmış, onun İslam dışı kaynaklardan beslendiğini iddia etmişlerdir. Bu görüş uzun süre akademik çevrelerde etkili olmuştur. Ancak modern dönemde bu düşünceler eleştirilmiş ve tasavvufun İslam’ın özünden doğduğu fikri daha güçlü bir şekilde kabul görmeye başlamıştır.

Hamidullah da bu noktada, İslam medeniyetini kendi kaynakları üzerinden anlamanın önemini sürekli vurgulamış ve eserlerinde bu yaklaşımı savunmuştur. Ona göre dışarıdan yapılan yorumlar çoğu zaman eksik ve yanıltıcı olabilmektedir.

Onun çalışmalarında dikkat çeken bir diğer önemli nokta, tasavvufun insanı dönüştürücü yönüdür. Hamidullah’a göre tasavvuf, insanın iç dünyasını düzenleyen, onu daha sabırlı, daha merhametli, daha adaletli ve daha bilinçli bir birey haline getiren güçlü bir manevi disiplindir. Bu nedenle tasavvuf sadece dini bir pratik değil, aynı zamanda kapsamlı bir ahlaki eğitim sistemidir.

Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın kendi kaleminden tasavvufla olan ilişkisini ve geldiği süreci şöyle tarif eder.

“Benim yetişme tarzım akılcıdır. Hukuki çalışmalar ve incelemeler bana, inandırıcı bir şekilde tarif ve ispat edilemeyen her şeyi reddettirmiştir. Muhakkak ki ben, namaz, oruç vs. gibi İslami vazifelerimi tasavvufi sebeplerle değil, hukuki sebeplerle ifa ediyorum. Kendi kendime diyorum ki:

‘Allah benim Rabbimdir. Sahibimdir. O bana bunları yapmayı emretmiştir. O halde yapmalıyım. Bundan başka hak ve vazife birbirine bağlıdır. Allah bunları ben istifade edeyim diye emretmiştir; şu halde ben ona şükretmekle vazifeliyim.’

“Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanların, İslâmiyet’i kabulü; onları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlâna gibi sûfilerdir. Bu konuda benim de şahsî müşahedelerim olmuştur. İslami bir konuda benden izah istendiği zaman, benim verdiğim akli delillere dayanan cevap, soranı tatmin etmiyordu; fakat tasavvufi izah meyvesini vermekte gecikmiyordu. Bu konuda tesir gücümü gittikçe kaybettim. Şimdi inanıyorum ki, Hülâgu’nun yakıp yıkan istilalarından sonra, Gazan han zamanında olduğu gibi, bugün de en azından Avrupa ve Afrika’da İslâm’a hizmet edecek olan, ne kılıç ne de akıldır; fakat kalp yani tasavvuftur.

Avrupa’daki modern birey anlayışıyla karşılaştırıldığında, tasavvufun sunduğu bu içsel disiplin birçok araştırmacı tarafından ilgi çekici bulunmuş ve akademik çalışmalara konu olmuştur. Bu yönüyle tasavvuf, sadece Doğu toplumları için değil, evrensel bir ahlak anlayışı olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır.

Sonuç olarak Muhammed Hamidullah, İslam düşüncesini Batı dünyasına tanıtan en önemli isimlerden biridir. Onun çalışmaları sayesinde Avrupa’da tasavvufa bakış daha akademik, daha dengeli ve daha objektif bir hale gelmiştir. Tasavvuf artık sadece mistik bir gelenek olarak değil, İslam’ın ahlaki ve ruhsal boyutunu temsil eden önemli bir alan olarak değerlendirilmektedir. Hamidullah’ın katkıları, Doğu ve Batı arasında güçlü bir düşünsel köprü kurulmasına yardımcı olmuş ve İslam’ın daha doğru anlaşılmasına önemli bir zemin hazırlamıştır.

Bu yazı Konya Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin Türkiye’nin farklı illerinde bulunan İMAM HATİP LİSESİ öğrencilerine yönelik yaptığı İSLAMİ İLİMLER ÇALIŞTAYI projesinde yer alan TASAVVUF MECLİSİ çalışma grubunda görev alan KONYA ili KONYA ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ Hazırlık/C sınıfı öğrencisi KEMAL TAHİR ÖZELÇİ tarafından hazırlanmıştır.

Çalışması, emeği ve izni için teşekkür ediyorum.


© Habername