Ömür Dediğin…
“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (إِنَّا لِلّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ)
“Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve (sonunda) muhakkak O’na döneceğiz.” (2/156)
-Doğumlarının yıl dönümünde Sevgili Hocam Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı’nın anısına… (7.Şubat.1947- 6.Aralık.2021)
Bakara Suresi 156. ayette geçen bu kısa ama yoğun ifade, Müslümanların zaman algısının omurgasını oluşturur. “…İnnalillahi ve inna ileyhi raciun…” cümlesi yalnızca bir teselli ya da sabır telkini değildir; insanın varlıkla, hayatla ve zamanla kurduğu ilişkinin çerçevesini çizer. Bu ayet, zamanı başıboş akan bir süreç olmaktan çıkarır; başlangıcı ve sonu olan, anlam yüklü bir yolculuğa dönüştürür. İnsan, kendisine ait olmayan bir varlık alanında, kendisine emanet edilmiş zamanın içinde yaşar.
İslâm düşüncesinde zaman, nötr bir akış değil; sorumluluk yüklü bir imkân olarak sunulmuştur. İnsan, ezelden gelip ebediyete uzanan bu çizgide, gerçek anlamda şuuru ölçüsünde yaşar. Tam da bu noktada Rahmetli hocamız Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı’nın insan tasavvuru gönlüme düşüyor… Teoman hocam bize,modern insanın çoğu zaman gözden kaçırdığı temel bir ayrımı hatırlatır: Beşer olmak ile insan olmak aynı şey değildir.
Merhum Duralı ’ya göre beşer, insanın biyolojik ve tabii tarafıdır. Doğar, büyür, beslenir, çalışır, tüketir, ürer ve hayatta kalmaya çalışır. Bu düzeyde hayat, büyük ölçüde refleksler ve alışkanlıklar üzerinden akar. Beşer olmak ne kötü bir şeydir ne de eksiktir; doğal olarak herkes hayata beşer olarak başlar. Asıl mesele, bu seviyede kalıp kalmamaktır.
Öte yandan “insan beşerin üzerine çıkan bir varoluş hâlidir.”İnsan; düşünen, akleden, hatırlayan, anlam arayan ve kendi iç dünyasına mesafe alabilen varlıktır. Teoman Duralı’nın vurgusuyla, “İnsan sadece bilen değil,........
