menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yumurta Üstünde Yürüyen Kent: Ankara

27 0
06.09.2026

Uzun zaman sonra yaşadığım o kadim şehre, hırçın İstanbul’un o kavgalı selinden sıyrılıp varmanın bir başka ağırlığı var. İnsanın omuzlarındaki deniz kokusu kalkar, yerine bozkırın serin rüzgârı oturur. Düşündüm; bu deneyimleri kıymetli okuyucularımla paylaşmazsam olmazdı. Bir kentin insan sirkülasyonunu, o yaşayış hızını anlamak istiyorsan, kente farklı ulaşım araçlarıyla adım atacaksın.

İlk durak AŞTİ... Oraya vardığımda, İstanbul Otogarı’nın o insanı ezen, uğultulu, kavgalı kalabalığı yoktu. Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş köylüler; ellerinde turşu bidonları, sebze sepetleri, kimse kimseye bağırıp çağırmadan sessizce iniyordu otobüsten. Metroya doğru süzüldüm. İnsanların yürüyüşüne baktım; sanki ayaklarının altında yumurta varmış da kırılmasından korkar gibi bir basışları var. O yavaş, hesaplı adımlar... Hemen anlıyorsun, memur kenti burası. Kendi kendime mırıldandım: “İstanbul’da metroda öyle mi yürünür? Koşarsın azizim, kaçırmayasın diye canını dişine takarsın!” Ama burada metroya binmek için kimse kimseyi itelemiyor, kapıda yığılma yok. Sanki hepsi büyük bir dairede müdürün odası önünde sıra bekliyor.

Metro geldi; vagonlar o eski püskü hâliyle, seksenlerden kalma bir yorgunluk taşıyordu. Kliması ne yazık ki çalışmıyor, koltukların kumaşları yılların iziyle yıpranmıştı. Ama asıl ilginç olan, kalkması için neredeyse on dakika yolcu beklemesiydi. Hani o doksanlardaki Ulus-Cebeci-Kızılay minibüsleri vardır ya, tıpkı onlar gibi; dolmadan hareket etmiyor demir raylar. Bu “dolmadan gitmem” inadı, başkentin o kendine has inatçı ruhunu ne güzel anlatıyor.

Kızılay’a vardığımda saat sabahın........

© Haberler