Yalan bir haberi çok kişi yazarsa gerçek bir haber mi oluyor?
Türk medyası haber mi yapıyor, yoksa başkalarının hazırladığı PR metinlerini mi yayımlıyor?
Bir otomobil markasının Türkiye'ye geleceği haberi, aslında Türkiye'deki medya düzeninin çok daha büyük bir problemini ortaya çıkardı.
“Alman otomobil devi Türkiye'ye geliyor! Alman araba markası Türkiye'ye geliyor! Otomotiv devi gözünü Türkiye'ye dikti! Binlerce araç üretildi! Avrupa tip onayları alındı!” denildi. Bu tür başlıklar atıldı. Hem de gündemi biz belirliyoruz iddiası olan medya şirketleri tarafından. Ve bu iddialar, çok sayıda medya kuruluşunda neredeyse aynı hikâyenin farklı başlıklarla yeniden üretilmesiyle kamuoyuna sunuldu. Hepsi de aynı hatayı yapmışlardı. Gazetecilik yapmadıklarını çok sonra anladılar ama iş işten geçmişti!
BU HABERLERİ YAPANLARIN KAÇI GERÇEKTEN ARAŞTIRDI?
Kaçı şirketin ticaret siciline baktı? Kaçı üretim tesisini sordu? Kaçı araçları görmek istedi? Kaçı Avrupa tip onayının hangi kurum tarafından, hangi model için verildiğini araştırdı? Kaçı “Binlerce araç nerede?” diye sordu?
Kaçı, kendisine anlatılan hikâyeyi haber yapmadan önce gerçekten doğruladı?
Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici'nin bu vakaya ilişkin araştırması, bu soruların hiçbirinin gereksiz olmadığını gösteriyor. Çünkü kaynak metinde de açıkça görüldüğü üzere mesele yalnızca bir otomobil markasının gerçekliği değil; Türk medyasının haber üretme biçimiyle ilgili.
GELELİM GAZETECİ İLE HABER DAĞITICISI ARASINDAKİ FARKI ANLATMAYA
Gazetecilik, bir kişinin söylediklerini internet sitesine koymak değildir. Gazetecilik, bir basın bültenini başlıklandırıp yayımlamak değildir. Gazetecilik, ajans metnini birkaç kelime değiştirerek yeniden yazmak değildir. Gazetecilik, başka bir internet sitesindeki haberi kopyalayıp iki paragraf eklemek hiç değildir. Bunların hepsi yapılabilir.
Ama bunların yapılması tek başına gazetecilik değildir.
Gazetecilik, söyleneni sorgulama mesleğidir.
Bir şirket “Biz otomotiv deviyiz.” diyebilir.
Gazeteci, “Peki, bunu hangi veriler gösteriyor?” diye sorar.
Bir şirket “5 bin araç ürettik.” diyebilir.
Gazeteci, “Nerede ürettiniz, fabrikayı gösterebilir misiniz?” diye sorar.
Bir şirket “Avrupa tip onayımız var.” diyebilir.
Gazeteci, “Belge numarası nedir, hangi kurum verdi?” diye sorar.
Bir şirket “Türkiye'de üretime başlayacağız.” diyebilir.
Gazeteci, “Yatırım nerede, sermaye ne kadar, üretim kapasitesi ne, fabrika nerede?” diye sorar.
Sorulmuyorsa haber yapılmış olmaz. Sadece bilgi aktarılmış olur.
COPY-PASTE GAZETECİLİĞİNİN YARATTIĞI SAHTE GÜVEN
Bugünün dijital medya düzenindeki en büyük tehlikelerden biri de budur.
Bir haber önce bir yerde yayımlanıyor. Sonra başka bir site alıyor. Başlığı değiştiriyor. Birinci paragrafı yeniden yazıyor. İki ara başlık ekliyor. Sonra başka bir site aynı haberi yeniden alıyor. Böylece aynı iddia 20, 30, 50 farklı internet sitesinde görünmeye başlıyor. Okuyucu da doğal olarak şöyle düşünüyor: “Bu kadar medya kuruluşu yazıyorsa herhâlde doğrudur.” Hayır!
Bu, doğruluk değil; tekrar sayısıdır.
Bir yanlış bilgi 50 internet sitesinde yayımlandığında doğru hâle gelmez. Sadece 50 kez tekrarlanmış olur.
Kaynak metinde de bu sorun açık biçimde tarif ediliyor: Bir medya kuruluşunun diğerinden aldığı bilgi bağımsız biçimde doğrulanmadığında, haber zincirinin her halkası bir önceki halkaya güveniyor ve sonunda ilk bilginin doğruluğunu kimse gerçekten test etmiyor.
Bu nedenle bugün Türk medyasının en büyük sorunlarından biri bilgi eksikliği değil, doğrulama eksikliğidir.
HABER MERKEZLERİ NEDEN PR AJANSINA DÖNÜŞÜYOR?
Burada daha rahatsız edici bir soru sormak gerekiyor. Bir şirket veya girişim kendisi hakkında olumlu bir hikâye hazırlıyor. Bir açıklama yapıyor. Bir basın bülteni hazırlıyor. Ajanslara açıklama gönderiyor. Ajans haberi yayımlıyor. Ardından internet siteleri aynı açıklamayı haberleştiriyor. Ve bir anda ortada onlarca haber oluşuyor. Peki, medya ne yapmış oluyor?
Eğer gazeteci şirketin iddialarını araştırmamışsa, bağımsız kaynaklara ulaşmamışsa, belge istememişse ve karşı iddiaları test etmemişse, ortaya çıkan ürün gazetecilikten çok ücretsiz medya dağıtımı yapılan bir PR çalışmasına benzemiyor mu?
İşte asıl tehlike burada.
Bir medya kuruluşu farkında olmadan bir şirketin pazarlama stratejisinin parçası hâline gelebilir. Şirketin kendi anlatısını kamuoyuna taşır. Şirketin........
