Akif, Abdülhamit’e 'Sefil Baykuş' dedi mi?
Akif ve Abdulhamit Osmanlı Cihan devletinin yıkılış döneminin iki önemli şahsiyeti olarak tarihe mal oldu. Akif de Abdülhamit de fikir olarak birbirine yakın iki şahsiyet olarak bilinmektedir. Zaten bugün Abdülhamit’i savunanlar Akif’i de savunmakta ve ikisini aynı fikri ve siyasi kefeye (Siyasal İslamcı) koymaktadır.
Akif’in eserlerinde ve özellikle bazı şiirlerinde gördüğümüz çok sert eleştirilerin muhatabının Abdülhamit devri olduğu açıktır.
Osmanlı gibi bir Cihan Devletinin yıkılışı döneminde yaşanan çok sert ve çalkantılı hayat ister istemez o dönemde yaşayanları derinden etkilediği gibi günümüzde de tesirini devam ettirmektedir.
Hayatına baktığımızda tavizsiz bir fikir adamı, şair ve samimi bir mü’min olarak karşımıza çıkan Akif, ilminin ona verdiği celadet ve izzetle devrinde yaşanan yanlışlara karşı çıktığını görüyoruz. Osmanlı’nın yıkılışı döneminde 33 yıl ülkeyi yöneten Abdülhamit de bu karşı çıkışlardan payını almış ve Akif’in sert eleştirilerine muhatap olmuştur.
Akif’in Abdülhamid’e sert yönelik eleştirileri, genellikle şiirlerinde doğrudan isim vermeden, istibdat (baskı) rejimini hedef aldığını görüyoruz. Akif’e ve devrinin birçok düşünce insanına göre Abdülhamit ülkeyi baskı ve istibdatla yönetmiş ve sonunda muhalifler onu tahttan indirmiştir.
Akif şiirlerinde isim vermese de muhatabı Abdülhamit dönemi olduğu açıktır. Bu tartışmalar ortaya “Akif, Abdülhamit’i sefil baykuş dedi” noktasına kadar getirmiştir.
Akif’in eserlerini taradığımızda Abdülhamit için doğrudan “Sefil baykuş” ifadesini kullanmadığını görüyoruz. Ancak dönemin hükümetini “istibdat rejimi” diyerek çok sert eleştiriler yapmıştır.
Akif’in “Safahat” isimli eserinin “Birinci Kitap” bölümünde yer alan veAbdülhamit dönemine yönelik en açık ve sert eleştirisi olan “İstibdat” şiiri bunun en çarpıcı örneğidir.
Akif’in bu şiirdeki temel eleştirileri Abdülhamit döneminde “muhalifleri susturmak için kurulan hafiyelik sistemi, jurnalcilik, baskı ortamı oluşturmak, fikir ve söz hürriyetinin bastırılması” gibi konularadır.
Şiirdeki birkaç mısradan örnek verelim:
“Ey kirli baskı ve zulüm dönemi, yıkıldın gittin amma,
Milletin kalbinde silinmez bir kirli hatıra bıraktın!”
“Otuz üç yıl devam etsin, başından gitmesin nekbet.
Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!”
“Ne yüce millet idik, yazık ki sen geldin alçalttın;
Bütün gelecek ümidini artık imkânsız kıldın;
Rezil olduk. Sen ey kanlı kâbus, sen rezil ettin!”
“Senin adına çalışan ajanları her vicdana her hisse gönderip,
Milletin en kahraman evlatlarını ümitsizliğe düşürdün.
Öyle lanetlisin ki Şeytan’ın ruhuna rahmetler okuttun!”
Kim ne bahane bulursa bulsun Akif’in bu çok sert eleştirilerinin muhatabı direk 1876 – 1909 yılları arasında Osmanlı tahtında oturan Abdülhamit ve yönetimidir.
Akif sadece bu şiirinde değil, II. Meşrutiyet sonrası yazılmış ”Hürriyet” isimli şiirinde de aynı sertlikle eleştirilerini devam ettirmekte ve Abdülhamid devri, zulüm ve karanlık dönem olarak resmetmektedir. Umut olarak da “Meşrutiyet” gösterilmektedir.
“Geçen geçti, helâl olsun o mazlum devre!
Hürriyet oldu milletin artık tek rehberi.”
“Süleymaniye Kürsüsünde” şiirinde deAbdülhamid ismi geçmez ama ulemanın susturulması, aydınların sindirilmesi, toplumun korkuyla yönetilmesi çok sert biçimde eleştirilir.
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticaın şu sizin lehçede manası bu mu?
Akif’in fikir olarak merkeze koyduğu düşüncesi, “Zulüm, kimden gelirse gelsin zulümdür.” anlayışı olmuştur.
Akif için ölçü şahıs değil genel ahlâktır. “Zulmü........
