Özeleştiri
Son yıllarda muhalif bir bakışla iktidarı eleştirdim. Hatta son yazımda açıkça şunu söyledim: “Güvenemiyoruz, korunamıyoruz.”
Sonra değer verdiğim bir büyüğüm, meseleyi tersinden düşünmemi istedi. “3–5 yıllık bir iktidarı eleştirmeni anlarım,” dedi. “Ama çeyrek asırdır, yani 25 yıldır iktidarda olan bir yapıyı eleştirme hakkın yok. 7 genel seçimin 4’ünü tek başına kazanan bir iktidar suçsuzdur.”
İlk anda itiraz edesim geldi. Ama sonra durup düşündüm… Bazen olaylara karşı pencereden bakmak gerekir.
Elbette birçok gerekçe sıralanabilir: Konjonktür uygundu denebilir… İnsanlar kamuda çalışıyor, iş kaygısı taşıyor denebilir… Aile, inanç, ekonomik beklentiler, emekli zamları, muhalefetin dağınıklığı… Hatta seçimlere dair tartışmalar…
Hepsi doğru olabilir. Ama bunların hiçbiri tek başına sonucu açıklamaz.
Çünkü nihayetinde tercihi yapan millettir.
O halde asıl sorulması gereken şudur: Demokrasi, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, sosyal adalet… Bunların toplum nezdinde gerçekten bir karşılığı var mı?
Bunu anlamak için bir anekdot:
Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Türkiye’den bir sosyoloji akademisyeni Özbekistan’a gider. Orada ileri yaşlı bir taksiciyle sohbet eder.
Taksici; Lenin’i, Stalin’i, II. Dünya Savaşı’nı, Kruşçev’i, Brejnev’i ve Gorbaçov’u yaşamış biridir.
Akademisyen sorar: “Bunca lider içinde en rahat ettiğiniz dönem hangisiydi?”
Yaşlı adam hiç düşünmeden cevap verir: “Stalin.”
Şaşkınlıkla sorar: “Nasıl olur? Stalin en otoriter, en zalim liderlerden biri değil miydi?”
Yaşlı adam sakince cevap verir: “Evet, doğru… Ama Stalin döneminde herkesin karnı doyuyordu. İşsizlik yoktu, eğitim vardı. Biz sıradan insanlarız… Özgürlüğe, düşünceye, akıla, adalete ihtiyacımız yok. Karnımız doysun yeter.”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor.
Eğer bir toplum; aklı, vicdanı, merhameti, adaleti ve başkasının hakkına saygıyı ikinci plana itip sadece “doymayı” yeterli görüyorsa…
Eğer beyinleri geliştirmek yerine yalnızca mideleri doldurmayı hedefliyorsa…
O toplumun bu tür iktidarlardan kurtulması kolay değildir.
Asıl yapılması gereken, millet olarak kendimize dönüp bakmak ve gerçek bir özeleştiri yapmaktır.
Sadece iktidarı eleştirmek yetmez. Asıl zor olan, aynaya bakmaktır.
Çünkü biz değişmeden, değerlerimiz değişmeden, yanlışa karşı tavrımız değişmeden…
Hiçbir şey gerçekten değişmez.
Ve belki de en acı gerçek şudur: Sorun sadece iktidar değildir. Sorun, o iktidarı mümkün kılan zihniyettir.
