menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'nin Önündeki Tehlike: Lübnanlaşma ve Vatandaşlığın Tasfiyesi

26 0
11.06.2026

Siyaset bilimi literatüründe devletlerin en büyük kırılma noktalarından biri, vatandaşlık esasından uzaklaşarak kimlik esasına dayalı bir temsil sistemine sürüklenmeleridir. Bu tür sistemlerde bireyler artık eşit vatandaşlar olarak değil, ait oldukları etnik, mezhepsel veya kabilesel toplulukların üyeleri olarak tanımlanır. Devlet ile vatandaş arasındaki doğrudan ilişki ortadan kalkar; onun yerine aracı kimlik elitleri yerleştirilir. Bugün Türkiye'de zaman zaman dillendirilen ve farklı biçimlerde tartışmaya açılan model tam da budur. Bu yaklaşımın temelinde vatandaşın birey olarak temsil edilmesi değil, etnik ve mezhepsel kategoriler üzerinden tanımlanması bulunmaktadır. Böyle bir düzende vatandaşın siyasi değeri, anayasal statüsünden değil, mensup olduğu kimlik grubundan kaynaklanır.

Siyaset bilimi bu sistemi yeni bir keşif olarak değil, başarısızlığı defalarca kanıtlanmış bir yöntem olarak tanımlar. Bunun en çarpıcı örneği Lübnan'dır. Lübnan'da devlet makamlarının mezhepler arasında paylaştırılması başlangıçta istikrar formülü olarak sunulmuştur. Ancak sonuç, ortak vatandaşlık bilincinin zayıflaması, devlet kapasitesinin aşınması ve siyasal sistemin kronik bir tıkanıklığa sürüklenmesi olmuştur. Bugün Lübnan, mezhepsel temsil modelinin başarı hikâyesi değil, iflas etmiş bir laboratuvarıdır. Afganistan örneği ise etnik ve aşiret temelli siyasal organizasyonların ulus-devlet inşasını nasıl felce uğratabileceğini göstermektedir. Devletin vatandaşlardan oluşan bir siyasal topluluk olmaktan çıkıp kimlik gruplarının pazarlık alanına dönüşmesi, kurumsallaşmayı imkânsız hale getirmiştir. Sonuç; güçlü devlet değil, güçlü gruplar ve zayıf devlet olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi tam da bu nedenle vatandaşlık ilkesini merkeze koymuştur. Cumhuriyet, insanların etnik kökenlerini veya mezheplerini yok saydığı için değil; siyasal sistemin temelini bunların üzerine kurmanın uzun vadede devlet bütünlüğünü tehdit edeceğini gördüğü için vatandaşlık esasını tercih etmiştir. Kimlik temelli temsil modelleri çoğulculuk görüntüsü verse de gerçekte bireyi özgürleştirmez. Tam tersine bireyi kendi kimlik grubunun siyasi temsilcisine bağımlı hale getirir. Böylece vatandaş doğrudan devletin öznesi olmaktan çıkar, kendisi adına konuştuğu iddia edilen aracılar tarafından temsil edilen pasif bir unsura dönüşür. Demokratik temsilin amacı Kürtleri, Türkleri, Arapları, Alevileri veya Sünnileri ayrı siyasi kotalar altında toplamak değildir. Demokratik temsilin amacı, tüm vatandaşların eşit siyasi haklara sahip olduğu ortak........

© Habererk