Rakibin Stratejisini Tersine Çevirmek: Tom Barrack Tartışması, Osmanlı Modeli ve 21. Yüzyıl Devlet Stratejisi
Son dönemde Tom Barrack’ın Osmanlı düzenine ilişkin değerlendirmeleri, yalnızca tarihsel bir referansa değil; devlet modeli, yönetim kapasitesi ve siyasal istikrar tartışmalarına da yeniden dikkat çekmiştir. Barrack’ın kamuoyunda öne çıkan açıklamaları, Osmanlı’ya doğrudan dönüş çağrısından çok, Osmanlı’daki millet sistemini farklı dinî ve toplumsal grupları uzun süre aynı merkezî yapı içinde bir arada tutabilen tarihsel bir organizasyon modeli olarak değerlendirmesi etrafında şekillenmiştir. Bu çerçevede Türkiye bağlamında “Osmanlı millet sistemi”ne olumlu göndermelerde bulunmuş; ayrıca Ortadoğu’da Batı tipi demokratik modellerin her ülkede aynı sonuçları üretmediğini, bazı coğrafyalarda güçlü merkezî liderlik ve yüksek devlet kapasitesinin daha fazla istikrar sağlayabildiğini ileri sürmüştür. Bu açıklamalar farklı siyasal çevrelerde farklı biçimlerde yorumlanmış olsa da asıl önemli tartışma, belirli bir tarihsel modeli günümüze doğrudan aktarmaktan çok, tarihsel devlet deneyimlerinin modern strateji ve yönetim teorileri açısından nasıl analiz edilmesi ve çağdaş koşullar içinde nasıl yeniden anlamlandırılması gerektiğidir. Ancak bunun için önce Osmanlı devlet modelinin ne olduğunun doğru anlaşılması gerekir.
Öncelikle Osmanlı yalnızca askerî genişleme ile açıklanamaz. Uzun süre ayakta kalmasını sağlayan şey bir yönetim modeline sahip olmasıydı. Bu modelin beş temel ayağı vardır. Birincisi; merkezî egemenliktir. Devletin merkezinde elbette ki padişah bulunuyordu; ancak Osmanlı; mutlak kişisel yönetim değil, bürokratik merkezileşme üreten bir sistemdi. Divan, sadrazamlık, kalemiye, ilmiye ve askerî yapı, devlet kapasitesi üretiyordu. Güç kişide değil, kurumsal akışta yoğunlaşıyordu. İkincisi ise, Tom Barrack’ın vurgu yaptığı millet sistemidir. Osmanlı’daki millet sistemi bugünkü ulusal kimlik anlayışı değildi. Toplum; dinî topluluklar üzerinden örgütleniyor, belirli alanlarda yerel, idari ve sosyal özerklik tanınıyordu ama egemenlik merkezde kalıyordu. Üçüncüsü eyalet sistemidir. Osmanlı taşrayı tamamen tek merkezden yönetmedi. Yerel yönetici sınıfları sisteme entegre etti. Merkez yönü belirledi, yerel yapı da bunu uyguladı. Dördüncüsü; tımar sistemidir. Burada da toprak yalnızca arazi değil; gelir, askerî kapasite ve devlet sürekliliği üreten bir mekanizmaydı. Beşincisi ise, meşruiyet üretimidir. Osmanlı bu bağlamda yalnızca güç kullanmadı. Kendisini düzen kurucu olarak sundu bu elbette ki askerî başarının bir sonucuydu. Ama temelde Osmanlı’nın kalıcılığı yalnızca fetih değil; sistem kurabilmesindeydi.
Öncelikle burada sorulması gereken soru şudur: Bu model hangi güç mantığını üretiyordu? Osmanlı modeli tarihsel olarak üç şey üretti: merkezî kapasite, ekonomik dolaşım ve meşruiyet. Şimdi stratejik analiz tam olarak burada başlıyor. Modelin adı değil; güç üretme yöntemi önemlidir. Modern çağda strateji artık savaşmak değildir, siyasi hedeflerin gerçekleştirilmesidir. Artık denklem değişmiştir. Eski modelde fetih, toprak, entegrasyon, vergi, ordu, güç ve süreklilik ekseninde yürüyen mekanizmanın artık günümüzde anlamı kalmamıştır. Yeni model: bilgi, sermaye, ağ, etki ve güç ekseninde dönüşmüştür. Bugünün artık temel sorusu; ‘’Kaç kilometre büyüdün?’’ değil, ‘’Kaç sistemi birbirine bağlayabiliyorsun?’’ sorusudur.
Öncelikle bir devletin büyümesi ile bir devletin toprak genişletmesi aynı şey değildir. Modern stratejide büyüme çoğu zaman etki alanı, ekonomik merkezîlik, kurumsal çekim gücü ve diplomatik ağırlık anlamına gelir. Şimdi Tom Barrack’ın önerdiği modele yeniden baktığımızda öncelikle burada bir devlete sunulan herhangi bir modelin üç şekilde karşılanabileceğini ifade edelim:
Olduğu gibi kabul etmek.
Kabul edip yeniden tanımlamak.
Burada en yüksek stratejik seviye üçüncüsüdür. Bir aktör tarafından ortaya atılan bir model, onu önerenin amaçlarından bağımsız olarak bambaşka bir sonuca dönüştürülebilir. Bazen en güçlü hamle, öneriyi reddetmek değil; kabul edip içeriğini değiştirerek yeniden üretmektir. Sun Tzu; en büyük zaferin düşmanın mantığını ele geçirmek olduğunu söyler. Eğer bir güç sana bir yönetim modeli, ekonomik yönelim veya siyasi çerçeve öneriyorsa; asıl analiz edilmesi gereken önerinin yüzeyi değil, arkasındaki güç........
