CHP’de “Mutlak Butlan” Krizi: Türkiye’de Devlet Aklının Yeni Dizaynı mı?
Türk siyasetinde bazı krizler vardır; günlük tartışma gibi görünür ama aslında rejimin nasıl işlediğini gösterir. CHP’deki “mutlak butlan” tartışması da tam olarak böyle bir kırılma noktasıdır. Bu mesele yalnızca bir kurultayın iptali ya da parti içi iktidar kavgası değildir. Asıl mesele, Türkiye’de devlet aklının muhalefeti hangi sınırlar içinde görmek istediğiyle ilgilidir. Neorealist perspektiften bakıldığında siyasetin merkezinde idealler değil güç bulunur. Kurumlar, hukuk, partiler ve söylemler; güç dengesini koruyan araçlardır. Devlet dediğimiz yapı ise kendi sürekliliğini her şeyin üzerinde tutar.
Türkiye gibi güçlü tarihsel devlet geleneğine sahip ülkelerde bu refleks daha da belirgindir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide devletin temel refleksi hep aynı kaldı: Sistemi tehdit eden belirsizliği kontrol altına almak. Bu nedenle Türkiye’de siyaset hiçbir zaman yalnızca sandık üzerinden işlemedi. Bürokrasi, yargı, güvenlik aygıtı, medya ve ekonomik merkezler de siyasal alanın parçası oldu.
Çok partili hayata geçildikten sonra bile “devletin kabul edilebilir muhalefet sınırı” görünmez biçimde varlığını sürdürdü. Bugün CHP’de yaşanan kriz de bu tarihsel süreklilik içinde okunmalı. 2023 kurultayıyla birlikte CHP’de yalnızca genel başkan değişmedi. Parti sosyolojisi, güç merkezi ve gelecek tahayyülü değişmeye başladı.
Özgür Özel yönetimi ile birlikte partinin ağırlık merkezi klasik Ankara bürokrasisinden büyükşehir belediyelerine kaydı. Özellikle Ekrem İmamoğlu etrafında oluşan yeni siyasal enerji, Türkiye’de ilk kez iktidar değişiminin gerçekçi ihtimal olarak görülmesine yol açtı. İşte tam bu noktada “kurucu unsur” refleksi devreye girdi. Türkiye’de devlet aklı çoğu zaman yalnızca mevcut iktidarı değil, sistemin devamlılığını düşünür. Bu nedenle mesele sadece bir partinin kazanıp kaybetmesi değildir.
Devlet açısından esas soru şudur: “Muhalefet değişebilir; peki sistemin kontrol mimarisi değişecek mi?”
CHP’nin son dönemde yükselen çizgisi, özellikle yerel seçim başarısından sonra, yalnızca seçim kazanan bir muhalefet görüntüsü vermiyordu. Aynı zamanda devlet içindeki güç dağılımını da yeniden şekillendirebilecek bir potansiyel taşıyordu.
Büyükşehir belediyeleri üzerinden oluşan ekonomik ağ, medya etkisi ve genç seçmen mobilizasyonu yeni bir merkez üretiyordu. Neorealist açıdan bakıldığında devlet aklı tam da bu noktada devreye girer: Belirsizlik büyüdüğünde sistem denge üretir. “Mutlak butlan” tartışması bu yüzden sadece hukukî bir mesele olarak okunamaz. Hukuk burada saf normatif alan değil; güç mücadelesinin kurumsal zemini haline gelir. Türkiye tarihinde bunun örnekleri çoktur: 27 Mayıs sonrası siyasal dizayn, 12 Mart muhtırası, 12 Eylül rejim mühendisliği, 28 Şubat süreci, parti kapatma davaları, Cumhurbaşkanlığı krizleri, Ergenekon/Balyoz dönemleri, kayyum ve yargı tartışmaları…
Her dönemde devlet sistemi kendi istikrarını koruyacak yeni bir denge kurmaya çalıştı. Bugün yaşanan kriz de benzer biçimde okunabilir: Amaç doğrudan CHP’yi yok etmek değil; kontrol edilebilir, öngörülebilir ve sınırları belirli bir muhalefet üretmek olabilir.
Çünkü devlet aklı açısından en riskli senaryo, kurumsal........
