Sülün Osman’dan Fonlara: Değişen Dekor, Aynı Tuzak
Bir insanı kandırmanın yollarından biri, ona kendisini herkesten daha akıllı hissettirmektir.
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Kimsenin göremediği fırsatı gördüğüne, başkalarının ulaşamadığı kazanca ulaşacağına, herkesin yıllarca çalışarak elde edeceğini kısa sürede kazanacağına inanan insan, bazen en önemli soruyu sormayı bırakır:
“Bu iş neden bana sunuluyor?”
Çünkü kendisine anlatılan hikâyede o, kandırılacak kişi değildir. Fırsatı yakalayan, oyunu erken çözen, diğerlerinden önce davranan kişidir. Tuzağın en güçlü tarafı da burada saklıdır: İnsan, kaybetme ihtimalinden önce kendi kazancını hayal etmeye başlar.
Daha önce “Ava Giderken Avlanan Mağdurlar” başlığıyla kaleme aldığım yazımda üzerinde durduğum mesele de buydu. Ucuza bir şeyi kapatmak, olağanüstü bir fırsattan yararlanmak veya kısa yoldan zengin olmak düşüncesiyle hareket eden kişinin, bu arzusunu kendisinden daha iyi okuyan bir dolandırıcının hedefi hâline gelmesi.
Bugün fonlar etrafında yaşanan tartışmaları izlerken aynı soruyu yeniden düşünüyorum: Gerçekten yeni bir insan davranışıyla mı karşı karşıyayız, yoksa eski bir davranışın çok daha büyük bir sahnede sergilenmesini mi izliyoruz?
Sülün Osman’ın sattığı şey
Türkiye’nin toplumsal hafızasında Sülün Osman, kendisine ait olmayan köprüleri, meydanları ve kamuya ait yapıları pazarladığı anlatılarla yer eder. Bu hikâyelerin zamanla efsaneleşmiş ayrıntılarını bir yana bırakalım. Bizi ilgilendiren, onların taşıdığı insanlık hâlidir.
O hikâyelerde satılan yalnızca bir yapı değildir. Alıcının zihninde beliren kolay kazanç ihtimalidir.
“Bunu ucuza alırım, sonra gelir elde ederim.”
İnsan bu düşünceye kapıldığında, karşısındakinin gerçekten satış yetkisi olup olmadığını araştırmak yerine gelecekte kazanacağı parayı hesaplamaya başlayabilir. Henüz sahip olmadığı şeyin kazancını zihninde çoktan harcamıştır.
Dolandırıcı da tam bu aralıkta çalışır. İnsanın arzusu ile kuşkusu arasına girer; arzuyu büyütür, kuşkuyu susturur.
Burada karşı karşıya gelen iki eşit akıl yoktur. Bir tarafta fırsatı yakaladığını düşünen kişi, diğer tarafta onun hangi sözle heyecanlanacağını, hangi vaatle acele edeceğini ve hangi görüntüye güveneceğini hesaplayan kişi vardır.
Kurnazlığın toplumsal itibarı
Meseleyi yalnızca bireysel açgözlülükle açıklamak eksik kalır. Kolay kazanç arzusunun beslendiği bir toplumsal iklim de vardır.
Çalışarak ilerlemenin yavaşladığı, emeğin karşılığının yetersiz........
