Merhameti Kaybeden Nesil ve Unutulan Sorumluluk
Eskiden uzak coğrafyalardan gelen haberlerle irkilirdik. ABD’de bir okul basılmış, onlarca çocuk hayatını kaybetmiş… “Bizde olmaz” der, içimizi ferahlatırdık.
Bugün ise aynı acının gölgesi bu toprakların üzerine düşüyorsa, artık kendimize yalan söylemenin anlamı yok.
İki gündür yaşadıklarımız sadece bir “asayiş meselesi” değildir. Bu mesele, bir neslin nasıl yetiştirildiğinin, nasıl yalnızlaştırıldığının, nasıl boşlukta bırakıldığının acı bir sonucudur.
Yanlış olan şudur: Her olaydan sonra refleks olarak “daha fazla güvenlik, daha fazla polis” demek… Oysa bu sadece sonucu bastırma çabasıdır, sebebi değil.
Asıl soru şudur: Bu gençler bu hale nasıl geldi?
Biz ne yaptık da merhameti eksik, değersiz, amaçsız bir nesil ortaya çıktı?
Toplum olarak zor olanı seçmedik. Kolay olanı seçtik. Meseleleri konuşmak yerine halının altına süpürdük. Üç gün tartıştık, sonra unuttuk.
Ama gerçekler unutulmaz.
Bugün geldiğimiz noktada, gençliğe sunduğumuz hayat modeli ortadadır: Tüket, eğlen, rahat et, sorgulama…
Bir başka ifadeyle; konformist bir hayat anlayışı.
Gece sabaha kadar ekran başında, gündüz hayattan kopuk, aileyle bağı zayıflamış, topluma karşı sorumluluk hissetmeyen bir gençlik…
Hatta daha açık söyleyelim: Adeta yarasa hayatı yaşayan bir nesil… Gece sabahlara kadar bilgisayar başında, gündüz akşama kadar uyuyan, hayatla bağı kopmuş bir gençlik…
Sevgisiz, merhametsiz, amaçsız, apolitik bir toplum; insani bütün değerlerden koparılmış, kısa yoldan nasıl zengin olurum, nasıl iyi yaşarım derdine düşürülmüştür.
Bu sadece bireysel bir tercih değildir. Bu, inşa edilmiş bir sonuçtur.
Bana “gençlere biraz konfor istiyorum” dediğim için kızanlar oldu. Oysa mesele konfor değil… Mesele, konforun tek değer haline getirilmesidir.
Çünkü sadece rahatlıkla büyüyen insan, zorlukla karşılaştığında çöker. Anlam aramaz, kaçış arar.
Ve kaçışın sonu çoğu zaman karanlıktır.
Bugün sokakta, metroda, otobüste gördüğümüz manzara bile bunun küçük bir yansımasıdır. Gencecik çocuklar, dedesi yaşındaki insanlara yer vermemek için gözlerini kapatıyor. Görmemeyi tercih ediyor.
Çünkü merhamet öğretilmedi. Çünkü saygı bir değer olmaktan çıkarıldı. Çünkü “ben” duygusu “biz” duygusunun önüne geçirildi.
Şimdi soralım kendimize:
Böyle bir nesil modern olsa ne olur? Yabancı dil bilse ne olur? En iyi okullarda okusa ne olur?
İnsani değerlerden yoksun bir donanım, toplumu ileriye değil, uçuruma taşır.
Ben bu satırları sadece bir gazeteci olarak değil, evinde genç evlatları, torunları olan bir insan olarak yazıyorum.
Sevinmem gerekirken, kaygı duyuyorum. Gurur duymam gerekirken, endişe ediyorum.
Çünkü mesele bireysel değil, toplumsal bir kırılmadır.
Buradan çıkış yolu bellidir ama kolay değildir:
Milli eğitim sistemimizi yeniden düşünmek zorundayız. Kutuplaştıran değil birleştiren, rekabeti körükleyen değil paylaşmayı öğreten, bilgi yükleyen değil insan yetiştiren bir anlayışa dönmek zorundayız.
Sevgi… Merhamet… Sorumluluk…
Bunları kaybeden bir toplum, ne kadar güçlü görünürse görünsün aslında zayıftır.
Silahı tutan el genç olabilir… Ama o eli o noktaya getiren, toplumun ta kendisidir.
Ve eğer biz hâlâ gerçeği görmek yerine sadece sonucu konuşmaya devam edersek, korkunç haberleri artık uzaktan dinlemeyeceğiz…
İçinde yaşamaya devam edeceğiz.
