Teröristler Şehit Değil Leştir
Türkiye, yıllar boyunca canını dişe takarak bu vatanın bölünmez bütünlüğünü koruyan kahraman şehitlerinin acısıyla kavrulurken, bugün ne yazık ki tarihin en karanlık, en utanç verici ve en alçak manzaralarından biriyle karşı karşıya bırakılmıştır.
Günlerdir Van'dan Yüksekova'ya, Cizre'den Sancaktepe'ye, hatta sınır ötesindeki Mahmur kampına kadar ülkenin dört bir yanında ve mahallelerinde sergilenen adice sahneler, bu milletin vicdanında onulmaz yaralar açmaktadır.
Dağlarda inlerde geberip giden adi teröristler, katiller ve hainler için sözde şehitlik kisvesi altında kurulan bu adice etkinlikler, milletimizin huzuruna ve kutsal değerlerine açık bir meydan okumadır. Vatan sevdalısı bu asil milletin evlatları kanlarını bu topraklara akıtıp bayrağı dalgalandırırken, elleri kana bulanmış alçakların leşleri için taziye çadırları kuranlar, bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içen ama ihaneti meslek edinen namussuzlardır.
Bu adice taziye sahnelerinde kin ve nefret kusan hainler, siyah kıyafetler giyip zılgıtlar çekerek, leş çıkan teröristleri övmekte ve utanmadan bu topraklara ihanetlerini haykırmaktadırlar. Bu kirli tabloda en büyük rezalet ise Meclis kürsülerinden ve taziye çadırlarından bu ihaneti meşrulaştırmaya çalışan pkklı demli hainlerin cüretidir.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları gibi bölücüler, daha bir yıl önce de (23 Aralık 2025 tarihinde JINNEWS'e verdiği röportajda ve benzeri platformlarda) bebek katili İmralı'daki baş teröristin sözde değerlendirmelerini referans alarak, "Dört parça Kürdistan" safsatasıyla sınır ötesi bölücü emellerini açıkça haykırmış, Türkiye'yi ve bölge ülkelerini hedef alan adi isteklerde bulunmuştur.
Aynı terörist sevicisi Hatimoğulları, katil başının talimatlarıyla Süleymaniye'den Erbil'e kadar sözde bölgesel hükümetler kurulmasını, İran'a ve Türkiye'ye karşı Kürtlerin ulusal birlik adı altında silahlandırılmasını savunmuş, bugünkü ihanet çizgisinin temellerini o tarihten bu yana sistematik olarak atmıştır.
Taziye çadırlarındaki son konuşmalarında da bu bölücü zihniyeti sürdüren Hatimoğulları, "Dört parça Kürdistan coğrafyası" safsatasıyla açıkça meydan okumuş, "Kürt halkının başı sağ olsun. Kürt halkı başı dik bir şekilde bu coğrafyada yaşayabilmesi için toprağa düştüler... 50 yıldır devam eden bu mücadelenin sonucunda artık Kürdü hiç kimse inkâr edemez" diyerek leşleri ve terörü övmüştür.
Yetmemiş, daha önce de Türkiye Cumhuriyeti devletini uluslararası alanda soykırımcı ve işgalci zihniyetlerle bir tutarak, "Erdoğan, 'Filistin'i işgal etmekten vazgeç' dediğinde, Netanyahu dedi ki, 'Sen de Kürtleri dövmekten vazgeç, dövdürmekten vazgeç' dedi. Sonuçta siz barışın çağrısını yaparken Türkiye'de bu sorun devam ettiği sürece bir karşılığı olmuyor" şeklinde pespaye ve haince iftiralar atmış, devletimizi terör devletleriyle aynı kefeye koymaya kalkışmıştır.
Benzer şekilde Tuncer Bakırhan gibi sicili bozuk bölücüler de utanmadan ve arlanmadan "Sayın Öcalan'ın da dediği gibi, bugüne kadar inkârdan dolayı hakkını arayan bütün Kürtlerin sonu idam sehpalarıydı. İlk defa bir Kürt isyanı Meclis zemininde tartışılıyor, "İlk defa bir Kürt........
