menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tayyip ve ABD’nin Gandisi Kemal Kim?

304 0
02.06.2026

Türk siyasi tarihi, hedeflenen amaçlar ile doğurulan sonuçlar arasındaki uçurumun en dramatik örneklerini Kemal Kılıçdaroğlu döneminde yaşamıştır. Muhalefeti bir araya getirme, "demokrasi ittifakı kurma" ve helalleşme iddialarıyla yola çıkan Kılıçdaroğlu, geride bıraktığı mirasa bakıldığında, ironik bir şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK Parti’nin en zor virajları kazasız atlatmasını sağlayan yegane aktöre dönüşmüştür. Onun stratejik miyopluğu, öngörüsüzlüğü ve kişisel hırsları, iktidarın yirmi yılı aşkın süren hegemonyasını pekiştiren bir altın tepsiye dönüşmüştür.

Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın menfaatine hizmet eden en büyük hatası, şüphesiz Türk seçmeninin sosyolojisini ve psikolojisini tamamen yanlış okumasıydı. 2016 yılında, anayasaya açıkça aykırı olduğunu bile bile dokunulmazlıkların kaldırılmasına "Evet" demek, iktidarın muhalefeti terör parantezine alma stratejisine sunulmuş ilk büyük tavizdi. Bu hamleyle başlayan süreç, muhalefet blokunun zeminini daha baştan dinamitlemiş ve Erdoğan’ın milliyetçi-muhafazakar tabanını konsolide etmesine alan açmıştır.

Ardından gelen süreçte, AK Parti’nin en çok sıkıştığı dönemlerde Kılıçdaroğlu’nun sahneye koyduğu yapay gündemler adeta iktidara nefes aldırmıştır. Ülke derin bir ekonomik krizin, liyakatsizliğin ve kurumsal çürümenin pençesindeyken, durup dururken başörtüsü meselesini yasal güvenceye kavuşturma çıkışı yapmak, siyaset bilimi açısından tam bir basiretsizlik örneğidir. Zaten toplumsal bir mutabakatla çözülmüş olan bu konuyu yeniden ısıtmak, pası doğrudan Erdoğan’a atmak demekti. Erdoğan bu pası havada kapmış, tartışmayı anayasa minderine çekerek muhafazakar seçmene geçmişteki korkularını hatırlatmış ve Kılıçdaroğlu’nun eliyle kendi kitlesini tahkim etmiştir.

Ancak bu sürecin en büyük ve affedilemez zirvesi 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Toplumda değişim arzusu en yüksek noktadayken, anketlerde Erdoğan’a karşı kesin zafer kazandığı tescilli olan genç ve popüler figürleri (İmamoğlu ve Yavaş) parti içi delege gücüyle tasfiye etmek, Kılıçdaroğlu’nun kişisel ikbalini memleketin geleceğinin önüne koyduğunun kanıtıydı. Erdoğan’ın yıllardır medya gücüyle inşa ettiği "seçim kazanamayan lider" imajına tam olarak uyan Kılıçdaroğlu, adeta iktidarın rüyalarındaki rakip olarak sahneye çıktı. Kendi adaylığını kabul ettirmek uğruna, toplumsal karşılığı olmayan tabeladan ibaret küçük partilere CHP listelerinden 38 milletvekili hediye etmesi, meclis çoğunluğunu ilk turda iktidara teslim etti. Bu hamle, ikinci turda seçmenin istikrar arayışını tetikleyerek Erdoğan’ın zaferini garantiledi.

Sonuç olarak; Kemal Kılıçdaroğlu, "kazanacak aday" çığlıklarına kulak tıkayarak, gizli protokollerle ittifak ortaklarının ve halkın güvenini sıfırlayarak, Erdoğan’ın en zayıf olduğu dönemde ona hayat öpücüğü vermiştir. Onun siyasi kariyeri, iktidarı devirme iddiasıyla yola çıkıp, attığı her adımla o iktidarın ömrünü uzatan trajik bir muhafazakar illüzyon olarak tarihe geçmiştir.

Kılıçdaroğlu'nun bu tasfiye ve dönüştürme operasyonlarının kökenini anlamak için, onun CHP'nin başına nasıl getirildiğine bakmak gerekir. Dönemin önemli isimlerinden Onur Öymen, Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına getirilme sürecini net bir şekilde anlatmaktadır. Amerika’nın gizli belgelerinin bilgisayar korsanlığıyla ele geçirilip yayımlandığı Wikileaks belgelerinde, CHP ile ilgili binlerce sayfa döküman bulunmaktadır. Bu belgelerde CHP’nin karşısına iki nokta konmuş ve “Kemalist, milliyetçi ve laik” yazılmıştır. Çünkü bu nitelikler, emperyalistler için istenmeyen niteliklerdir. Belgelerden öğrendiğimize göre, Amerika’nın Türkiye üzerinden Irak’a girmesiyle ilgili tezkerenin, 1 Mart 2003’de TBMM’de reddedilmesini sağladığı için genel başkan Deniz Baykal’ın üzeri çizilmiştir. Ardından, “Ergenekon davasının savcısıyım” diyen Erdoğan’a karşı, “ben de o davanın avukatıyım” deyince Baykal'ın ipi çekilmiş ve malum kaset komplosu kurulmuştur. Böylece Baykal istifa ettirilmiş ve yerine, arkasında SOROS olan TESEV’in kurucu üyesi Kemal Kılıçdaroğlu getirilerek CHP tamamen dizayn edilmiştir. Ayşenur Arslan’ın Onur Öymen ile yaptığı röportajın videosunda da bu gerçekler aynen belgeleriyle yer almaktadır.

Kılıçdaroğlu partinin başına geçince, kendisine verilen........

© Habererk