Her şey Tayyip için tabii ki ‘Mutlak Butlan’ da
Türk siyasetinin son çeyrek asırlık panoraması, basit yönetsel zaaflarla ya da ideolojik basiretsizlikle açıklanamayacak kadar organize, sistematik ve tahrip edici bir mühendisliğe sahne olmuştur. Geniş kitlelerin değişim iradesi, adalet arayışı ve derin ekonomik buhranlara karşı yükselttiği toplumsal çığlık, bizzat ana muhalefet partisinin kalbine yerleşmiş kontrollü aparatlar eliyle her kritik esnada sönümlendirilmiştir. Dışarıdan bakıldığında ardı arkası kesilmeyen "stratejik hatalar silsilesi" gibi sunulan bu kronoloji, esasta toplumsal muhalefetin enerjisini soğurmak ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar ömrünü uzatmak üzere kurgulanmış bir lojistik üs faaliyeti gibi işletilmiştir.
Bu planlı teslimiyet zincirinin ilk ve en hayati can suyu, Türk siyasi haritasının radikal biçimde yeniden çizildiği 2002 yılında bizzat Meclis çatısı altında karılmıştır. Okuduğu şiir nedeniyle adli ceza alan ve milletvekili seçilme yeterliliği bulunmayan Erdoğan’ın önündeki yasal engeller, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kişisel ve partizan mutabakatıyla kaldırılmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in bu düzenlemeyi "kişiye özel ve hukukun evrensel ilkelerine aykırı" bularak veto etmesine karşın, CHP grubu sarsılmaz bir iradeyle iktidarın arkasında durmuş ve anayasa değişikliğini Meclis’ten ikinci kez geçirmiştir. Baykal’ın "iki ay dayanamazlar, erkenden yıpranırlar" şeklindeki sığ ve muhaletteki konforlu alanı korumaya yönelik rasyonelleştirmesi, YSK’nın Siirt seçimlerini iptal eden şaibeli kararıyla birleştiğinde Erdoğan’a başbakanlık makamının kapılarını ardına kadar açmıştır.
Zülfü Livaneli’nin tarihi tanıklığıyla tescillenen ve Baykal’ın "soldaki rakipleri yok ederek iki partili düzende ana muhalefet lideri kalma" hırsını ifşa eden bu hamle, sonraki yıllarda kurumsallaşacak olan "kontrollü muhalefet" modelinin ilk harcı olmuştur. Rejimin yapısal krizlerle her sarsıldığı dönemeçte, muhalefet bloğu toplumsal öfkeyi sandığa hapsedip ardından o sandığı sahipsiz bırakarak adeta bir tampon mekanizması işlevi görmüştür. 2002’de parlamenter aritmetiği altüst eden erken seçim hamlelerinden, 7 Haziran 2015’te iktidarın meclis çoğunluğunu kaybetmesinin ardından tüm koalisyon formüllerini tıkayarak 1 Kasım’a giden yolu temizleyen bloklaşmalara kadar her kriz, iktidarın tahkim edilmesiyle sonuçlanmıştır.
Bu tasarımlamanın en cüretkar sahnelerinden biri, hiç şüphe yok ki 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu figürünün toplumun önüne bir "çatı aday" dayatması olarak getirilmesidir. Muhafazakar tabandan oy devşirme bahanesiyle........
