Dörtlü İttifak
Bu sene beşincisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumunda ABD İsrail-İran savaşından sonra en çok konuşulan konu, Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan arasında -şimdilik- gayri resmi olarak kurulduğu iddia edilen dörtlü ittifaktı.
Devletimizle ne kadar gurur duysak azdır. Foruma 23 devlet veya hükümet başkanı, 13 başkan yardımcısı, elliden fazla bakan ve 150’den fazla ülke katıldı. BM’nin yıllık genel kurulu hariç bu kadar ilgi gören ikinci bir uluslararası toplantı yok. Düşünün 56 yıldır düzenlenen Davos ya da ülkelerin üst düzeyde temsillerinin zorunlu olarak katıldığı BRİCS ve ŞİÖ bile Antalya ile mukayese edilecek seviyede ilgi görmüyor.
Pakistan, Hindistan’la ilişkileri dışında agresif dış politika takip eden bir devlet değil. Bağımsız olduktan sonra, Hindistan’a karşı ayakta kalabilmek için, İngiltere ve ABD ile yakın ilişkiler kurdu. Çin’in güçlenmesi, Hindistan’ın Çin’i dengelemek için Amerika’ya yakınlaşması, Pakistan’ı Çin’e yakınlaşarak denge politikası takip etmeye itti. Afganistan’ı işgal ettiği dönemde ABD ile yaşanan sıkıntılar ve Çin-Hindistan gerilimi Pekin-İslamabad ilişkilerini güçlendirdi.
Pakistan kurulduğundan beri demokrasi-darbe sarmalında. Genelde halkın reyiyle gelenler bağımsız politikalar takip ederken, askerler Amerika’ya sadık kaldılar. Örneğin, Pakistan’ın Menderes’i olarak tanımlayabileceğimiz Zülfikar Ali Butto, 1971’de, BM’de Pakistan’ın nükleer silah geliştirmesini engelleyen kararı yırttı, attı. Bu hareketinin ve nükleer çalışmalarının bedelini idam edilerek ödedi. Pakistan Hindistan’la olan gerginliği yüzünden, kurulduğundan beri orduya ve silah sanayisine büyük bütçe ayırıyor. Bu nedenle ordusu güçlü. Savunma sanayi gelişmiş. Hepsinden önemlisi nükleer silahları var.
Pakistan ilk kez Azerbaycan-Ermenistan savaşında aktif tavır aldı. Devlet-millet bütünlüğü içinde Bakü’ye tam destek verdiler. ‘’Tek millet, üç devlet’’ sloganını seslendirdiler. Akabinde ŞİÖ’ye katıldılar. Bunu 2025 senesinde Suudi Arabistan’la imzaladıkları geniş kapsamlı savunma ve iş birliği anlaşmaları izledi. ABD ile İran arasında arabulucu rolü üstlenen Pakistan’ın daha aktif dış politika izleyeceği gözüküyor. Bunun en önemli nedeni Hindistan’ın agresif dış politika izlemesi. İsrail ve AB ile imzaladığı ittifak ve iş birliği anlaşmaları.
Afganistan cihadı esnasında müttefikliğe evrilen Suudi Arabistan’la Pakistan’ın ilişkileri çok derin ve sıkıdır. Suudi Arabistan’da beyaz ve mavi yakalı üç milyondan fazla Pakistanlı mukim. Suudi ordusunda çok sayıda Pakistanlı asker ve komutan var. Genelkurmay Başkanları ve kuvvet komutanları dahil, emekli olan Pakistanlı komutanların Suudi ordusunda astronomik ücretlerle görev almaları rutin bir uygulama. Pakistan’ın Suudilerle sadece 2026 yılında yaptığı savunma sanayi anlaşmalarının tutarı, bizim yıllık toplam savunma sanayi ihracatımız kadar.
İki ülke arasında ticaret hacmi çok yüksek. Suudiler Çin’in ardından Pakistan’daki en büyük yatırımcı. Riyad kredi açarak, kredilerin vadesini uzatarak defalarca Pakistan’ı iflastan kurtardı. 2025 senesinde imzalanan, 2026 yılında kapsamı genişletilen anlaşmayla Arabistan nükleer şemsiyeye sahip oldu. Riyad İslamabat’la Washington arasındaki, İslamabat Riyad’la Pekin arasındaki ilişkilerde destekleyici rol oynuyor.
Suudi Arabistan Körfez savaşından sonra etap etap Vahabilik propagandası yapmaktan vazgeçti. BAE ile ittifak kurarak Arap dünyasında başat güç olmayı hedefledi. İran’la ve siyasal İslamcılarla mücadele etti. Fakat yaşanan başarısızlıklar ve BAE’nin saldırgan politikaları bu ittifakı bitirdi. Suudiler BAE-İsrail ittifakına karşı Mısır ve Türkiye ile hareket ederken, Pakistan’ı da Ortadoğu’ya çekmeyi hedefleyen politikalar izlediler.
Güçlü bir ordusu çok olan Mısır en kalabalık Arap memleketi. Aynı Türkiye gibi denge siyasetini başarıyla yürütüyor. AB, ABD, İngiltere, Çin ve Rusya ile aynı anda ilişkileri iyi olan nadir ülkelerden biri. BRİCS üyesi. Yakınlarda Akdeniz’deki karasularında bulunan devasa gaz yatakları sayesinde, kronikleşen fukaralık sorununu çözmeyi hedefliyor.
Suudi Arabistan ve Pakistan imzalamış oldukları anlaşmaya Türkiye ve Mısır’ı da dahil etmek istiyorlar. Böylece Ortadoğu’da İsrail ve İran’ın hareket alanını sınırlayacak bir sıklet merkezi oluşacak. Emperyalist devletlerin Ortadoğu’ya müdahale etmesi zorlaşacak. Dört ülke birbirlerini tamamlıyorlar. Bu ittifak gerçekleşirse dört ülkenin Avrupa’dan Afrika’ya ve Kafkasya’dan Uzakdoğu’ya kadar olan geniş coğrafyada etkinlikleri artacak. Pakistan’ın ve Türkiye’nin özellikle iddialı oldukları savunma sanayindeki iş birlikleri ve teknoloji transferi yoğunlaşacak. Bilgi ve tecrübe paylaşımı yapmaları, ortak tatbikatlar düzenlemeleri dört orduda da kaldıraç etkisi yaratacak.
Forumda dörtlü ittifak için ‘’İslam NATO’su’’ ve ‘’Sünni ekseni’’ gibi benzetmeler yapıldı. Natenyahu’nun Altegen İttifakını ilan ederken bahsettiği radikal Sünni yapılanmadan dörtlü ittifakı kastettiği ifade edildi. NATO’yu, komünist devletlerle mücadele etmek için, demokrasiyle idare edilen, piyasa ekonomisini uygulayan Kuzey Amerika ve Avrupa devletleri kurdu. SSCB dağıldıktan sonra NATO’nun hedefi terör örgütleri ve bu örgütleri destekleyen ülkeler oldu. En sonunda Çin ve Rusya düşman olarak tanımlandılar.
Dörtlü ittifakı oluşturan ülkelerin böyle bir müştereği yok. Suudi Arabistan şeriatla idare edilen bir monarşi. Pakistan İslam’a saygılı otoriter ve militarist bir demokrasi. Mısır laik bir diktatörlük. Türkiye giderek otoriterleşen laik bir demokrasi.
Dört ülkenin de halklarının ekseriyeti Sünni. Ama Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın Sünnilik yaptığını iddia etmek haksızlık olur. Suudi Arabistan ise Vehhabi bir azınlık tarafından yönetiliyor. Sünni de olsalar dört ülkedeki halkların din anlayışı birbirinden son derece farklı.
Yani NATO benzetmesi ve Sünni ekseni ifadeleri yerinde değil. Bu ittifak rejimsel, mezhepsel ve ideolojik bir birliktelik değil. Gaye; emperyalist devletlerin, İsrail, İran ve BAE’nin politikaları nedeniyle kan ve gözyaşında boğulan Ortadoğu’ya istikrar getirmek.
Bu ittifak tesis edildiğinde İsrail ve Hindistan’ın öncülüğünü yaptığı Altıgen ittifakının ekonomik ayağı olan İMEC hayal olacak. Zira BAE’den İsrail’e ulaşmak için Suudi Arabistan’dan geçmek şart. Riyad, dörtlü ittifakı o kadar çok arzuluyor ki, forumun hemen ertesinde, 2. Abdülhamit Han zamanında kısmen hayata geçirilen Hicaz demiryolları projesini finanse etmeye hazır olduklarını ve yolun Umman Okyanusuna kadar uzatılabileceğini açıkladı. Hicaz Demiryolu İstanbul’dan Mekke’ye gidiyor. Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ı bütünleştiriyor. Bu proje hayata geçerse İstanbul’un iki yakası Marmaray’la bağlandığından Suudi Arabistan yani Körfez Avrupa’yla bütünleşecek.
İttifak’ın şimdilik resmileşmemesinin nedeni Ankara’nın çekincesi. Ankara hiçbir savaşa katılmamakta kararlı. Bir oldu bitti ye gelmemek için temkinli hareket ediyor.
