menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kontrollü Göç

8 5
19.02.2026

TÜİK geçen hafta 2025 senesiyle ilgili nüfus rakamlarını açıkladı. Bu rakamlara göre, nüfusumuz 427.000 kişi artmış. 2024 senesinde binde 3,4 olan nüfus artış hızı 2025’te binde beş olmuş.  2023’te 959 000, 2024’te 938 000 ve 2025’te 890 000 bebek doğmuş. Yani nüfus, doğumlar arttığından değil iyileşen sağlık hizmetleri nedeniyle, ölümler azaldığından artmış. Ortalama yaşın sadece bir yılda 34,4’ten 34,9’a çıkması da ölümlerin doğumlardan daha yavaş azaldığını gösteriyor. Bu nedenle nüfusumuz çok az artıyor ve hızla yaşlanıyor.

Bu figürler 2025’te uygulanmaya başlanan doğum teşviklerin başarısız olduğunu gösteriyor. Doğan bebek sayısı 2024’te 2023’e göre 21 000 azalırken 2025’te 2024’e göre 48 000 azalmış. Yani azalma hızlanarak sürmüş.

Ölümü ortadan kaldıramayacağımıza göre, vatandaşlarımız, ömürleri uzasa bile bir gün ölecekler. O zaman nüfusumuz oransal ve rakamsal olarak azalmaya başlayacak. Japonya, Kore, Rusya ve Avrupa’daki tabloya baktığımızda, nüfus çok yaşlandığında, ölümlerin bir noktadan sonra tavan yaptığını, doğumlar zaten iyice azaldığından nüfusun azalma hızının arttığını görürüz.

İnsanlarımızın çoğu doğan bebek sayısının azalmasını, ekonomik krize ve hayat şartlarının ağırlaşmasına bağlıyor. ‘’Ekonomi düzelince doğumlar artar’’ diye düşünülüyor. Keşke öyle olsaydı. Bu faktörlerin hiç etkisi yok demiyorum. Muhakkak etkisi var. Ama dünyadaki bütün örnekler, her ne sebeple olursa olsun, doğumlar azalmaya başladıktan sonra bir daha asla artmadığını gösteriyor. Bunun istisnası yok.  

Bilakis dünyadaki tabloyu değerlendirdiğimizde doğumların müreffeh ülkelerde azaldığını, fukara ülkelerde arttığını görürüz. Bu nedenle zengin ülkelerde nüfus azalır, fakir ülkelerde artar. Ülkeler kalkındıkça doğumlar azalır. Bu trendi bugüne kadar yavaşlatan ülkeler oldu. Ama tersine çeviren olmadı.  

Türkiye’nin nüfus artış hızı, covit salgınına kadar olan dönemde istikrarlı olarak ama çok düşük oranlarda azalıyordu. Covit başlayınca her yerde olduğu gibi düşüş, dramatik oldu. Covitten sonra başlayan ekonomik kriz, düşüşün yavaşlamadan sürmesine yol açtı. Nasıl ki covitin bitmesi nüfus artış hızındaki azalmayı durdurmadıysa, krizin bitmesi de durdurmayacak. Japonya, Kore ve Avrupa’da kriz mi var?

Nüfus sorununu çözmemizin iki yolu var: Daha radikal teşvik politikaları uygulayacağız. Mesela üç bebek doğurana araba, beş bebek doğurana ev vereceğiz. Özel sektörde ve kamuda, çalışanların maaşlarına sahip oldukları bebek sayısına göre eklemeler yapacağız. Çok çocuklu ailelerden SGK primi kesmeyeceğiz ya da daha az keseceğiz. Bebek sahibi olan mahkumların cezalarında indirime gideceğiz. İnsanların hem çalışıp yani ev geçindirip hem de okuyabileceği eğitim programlarının sayısını ve kalitesini arttıracağız.

Türkiye’de altı milyon memur var. Kuzey Kore’den sonra nüfusuna oranla en çok memur istihdam eden devletiz. Hem de bilgisayar ve ileri teknoloji çağında. Memurların sahip oldukları çocuk sayısı; maaşları ve alacakları çocuk destek ödemelerinin yanında terfi, tayin, emekli aylıkları gibi hususlarda da etkili olmalı.

Doğan bebek sayısının azalmasında evlenmelerin azalması ve boşanmaların artması da etkili. Yani evlenmeleri kolaylaştırarak, teşvik etmeliyiz. Kürtajı zorlaştırmalıyız. Bu politikaların topluma zarar verecek sonuçları olacak. Mesela para için çocuk sahibi olan insanlar çıkacak. Bu ve buna benzer sonuçları izale edecek önlemler almalıyız. Mesela çocuk esirgeme kurumlarının, bebek ve çocuk eğitiminde uzman personellerin sayısını artırmalıyız. Evlat edinmeyi de desteklemeliyiz ki olabildiğinde fazla çocuk aile yanında yetişsin.

Başta Ülkü Ocakları, Alperen Ocakları ve milliyetçi partilerin gençlik kolları olmak üzere gençlerin rağbet ettiği teşkilatlarda nüfusla ilgili seminerler verilmeli, TV programları düzenlenmeli. Çocuk sahibi olmayı, ekonomik açıdan cazip kılmalı ve eşzamanlı olarak ‘’vatana ve millete hizmet’’ olarak zihinlere yerleştirmeliyiz.

İnsanlığın bugüne kadarki tecrübesinden radikal teşvik programlarının nüfus problemini çözmediğini ama hafiflettiğini görüyoruz. Bu nedenle bu politikayla eş zamanlı olarak kontrollü göçmen kabulüne başlamalıyız. Açık kapı siyaseti, yani her isteyenin elini kolunu sallayarak gelmesi ne kadar zararlıysa, ihtiyaç olan sektörlerde, plan ve program dahilinde, ihtiyaç kadar göçmen kabulü o kadar faydalıdır.

Mesela hayvancılıkta kan kaybediyoruz. Afganistanlı çobanlar hayvancılıkta son derece başarılılar. Bu sektördeki ihtiyacımızı belirler, ihtiyaca göre başvuruları kabul eder ve adaylardan en uygunlarını kabul edersek hayvancılık sektörü atılıma geçer. Kontrollü göçmen kabulüne başladığımızda, uyum sağlayamayanların anında ve kolayca sınır dışı edilecekleri düzenlemeleri de yapmalıyız.

Bir başka örnek vermek gerekirse, terörün yoğun olduğu dönemde boşaltılan 3428 köyde halen yaşayan yok. Bunlar dışında iç göç nedeniyle yaşayan insan kalmamış ya da birkaç yaşlı kalmış binlerce köy var. Bu köylere eski sakinlerinin dönmesi imkansız. Onlar kentlere yerleştiler, şehir hayatına entegre oldular. Yeni nesil doğal olarak ne hayvancılıktan anlıyor ne de tarımdan. Bu köyleri de iskana açar ve Afganistanlı aileleri yerleştirirsek tarımsal ve hayvansal üretim artar. Gıda ve özellikle et fiyatları düşer. (Eleştirilere muhatap olmamak için, terör nedeniyle boşaltılan köylerde, önce köylerin eski sahiplerine süre verilerek çağrı yapılmalı.)

Kasım ayında yapılan düzenlemeyle ‘’Türk soylu yabancılara’’ ayrıcalık ve öncelik tanınması sağlandı. Bu çerçevede kabul edeceğimiz göçmenlerin tamamı Türk olmalı. Türkler, Afganistan’dan Peştun Taliban’ın zulmü nedeniyle kaçıyorlar. Vaziyet buyken Türklerle Peştunları aynı şartlara tabi tutmamız beklenemez.

Göçmen kabul eden ülkeler, göçmenlerin entegrasyonuna dönük politikalar uygularlar. Gelecek olanlar Türk olduklarından entegrasyonları nispeten kolay olacaktır. ‘’Daha önce farklı ülkelerden gelen Türklerin entegrasyonunda sorun yaşanmadı’’ desek yanlış olmaz. Bununla birlikte bu konuda hazırlık yapılmalı ki göçmenlerde, vatandaşlarımızda olabildiğince az sorun yaşasınlar.


© Habererk