Devlet politikalarında maksimizasyon
Siyasette kazanımları maksimize etme, yani elde edilenlerle yetinmeme eğilimi çok risklidir. Çok güçlü değilseniz hedeflediğinizin tam tersi bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Büyük ihtimalle evdeki bulguru da kaybedersiniz. Zira sizin için maksimum olan, karşı taraf için minimumdur. Hiçbir devlet kolay kolay minimuma razı olmaz. Bunun yerine etap etap, sindire sindire ilerlemenin yani siyaset ve stratejileri, zamana yayarak uygulamanın daha güvenli ve faydalı olduğunu düşünüyorum.
İran Amerika’yla ülkeyi idare edenlerin rüyalarında bile göremeyeceği kadar iyi bir anlaşma imzaladı. Neredeyse İran’ın bütün sorunlarını çözen ve rejimin ömrünü uzatan bir anlaşma. Savaş çıkmadan önce yapılan görüşmelerde daha fazla taviz vermeye hazırdılar. Beklentileri, bugün elde ettikleri kazanımların yanında hiç kalır. Ama Tahran daha fazlanın, Hürmüz’den geçen gemilerden astronomik ücretler almanın peşinde.
‘’Bundan daha normal ne var? Kozlar elinde. Fırsatı yakalamış. Sonuna kadar kullanacak, kullanmalı’’ diyebilirsiniz. Ama ‘’faydayı maksimize etmek’’ olarak tarif edilen bu yaklaşım genelde başarıyla değil, elde edilen kazanımların da kaybedilmesiyle sonuçlanıyor.
Meramımızı son yıllarda yakın çevremizde yaşanan örneklerle anlatalım. Esad devrildikten hemen sonra Şam hükümetiyle SDG anlaşma imzaladılar. Buna göre valilere çok geniş yetkiler tanınacaktı. SDG’nin kontrol ettiği üç eyaletin valisi SDG’li olacaktı. Petrol ve gaz gelirlerinin, sınır kapılarından alınan vergilerin ve daha birçok gelirin 0’u üç eyalete direk transfer edilecekti. SDG güçleri Şam’a bağlanacak ama sadece bahse konu üç eyalette asker, jandarma, polis ve zabıta olarak görev yapacaklardı. Bunlar gibi birçok imtiyaz elde etmişti SDG. Ama daha fazlasını alırız diye anlaşmanın kritik maddelerini uygulamadılar.
Bunun üzerine Şam SDG’nin elindeki, Haseke eyaleti dışındaki il, ilçe ve mahallelerin tamamını aldı. Haseke’de anlaşmayla orduya teslim edildi. Yeni anlaşmada gelir tahsisi yok. Valiliklerin yetkileri arttırılmadı. Sadece bir kentin valisi SDG’li. SDG’ye bağlı güçler orduya katıldılar. Bir kısmı Haseke’de görevlendirilirken geri kalanlar diğer vilayetlere dağıtıldı. SDG gücünü abartmasa ve ABD’nin garantör olduğu ilk anlaşmayı uygulasaydı bugün daha etkili olacaktı.
2017’de yapılan referandumdan önce Bölgesel Yönetim, bugünkü yüzölçümünün iki katından daha fazlasına sahipti. Petrol ve gaz açısından zengin olan Musul ve Kerkük, Barzani’nin elindeydi. Barzani Bölgesel Yönetime ait toprakların her karışını kontrol edebiliyordu. İhraç ettiği........
