Sarı kafa ‘siyah altın’a yenilecek!
İngilizler için “Hindistan’a geçiş kapısı” olmak dışında bir özelliği bulunmayan İran, 1900’lerin başında “petrol kaynakları”nın büyüklüğünün anlaşılmasıyla daha bir önem kazandı.
Bu yüzden İngiliz hükümeti, İran’la daha çok ilgilenmeye başladı.
1914 yılında, bugünkü BP’nin temeli olan “Anglo-İran Petrol Şirketi”nin çoğunluk hissesini aldı.
İngilizlerin desteği ile İran'ı asırlar boyunca yöneten “Kaçar Hanedanı”nı deviren ve 1925 yılında tahta oturan Şah Rıza Pehlevi de ülkesinin petrollerini işleten Anglo-İran petrol şirketinin engeline takılıyordu.
“Petrol gelirlerinin paylaşımı” konusu gündeme gelince, 1941'de yaşanan İngiliz-Sovyet işgaliyle, tahttan indirildi.
Rıza Şah’tan sonra da İran ile Batı arasındaki ilişkiler yine “siyah altın” olarak bilinen petrol etrafında şekillendi.
İranlılar ise bu durumdan hoşnut değildi.
1944’te Suudi Arabistan’a giren Arap-Amerikan Petrol Şirketi (ARAMCO)’nun, çıkardığı petrolün yüzde 50’sini alıp, kalan yüzde 50’sini ise Arabistan’a bırakması onların huzurunu bozmuştu.
Zira Anglo-İran Petrol Şirketi, İran’a neredeyse hiçbir şey vermiyordu.
Bu yüzden İran halkı sokaklara dökülerek, “petrolün millileştirilmesi” için öfkeli mitingler yapmaya başladı.
Takvimler 1951'i gösterdiğinde ise yoğun bir halk desteğiyle iktidara gelen İran'ın milliyetçi Başbakanı Muhammed Musaddık, İngilizlerin çöktüğü petrolün aslında “İran halkına ait olduğunu” dünyaya ilan etti.
Musaddık’ın önerisi ile İran Meclisi tarafından Anglo-İran Petrol Şirketi’nin millileştirilmesi kararı alınınca işler bir kez daha değişti.
Çünkü İngiltere’deki her araç, her ev, her fabrika, İran’dan gelen petrole bağımlıydı.
Kendileri için tam bir felaket anlamına gelen bu durumdan kurtulmak isten İngilizler,
Musaddık’ı devirmek için “ekonomik ambargo”, “limanların ablukaya alınması”, “BM’ye” ve “Uluslararası Adalet Divanı’na........
