Mekke Paktı Rusya’da nasıl yankılandı? Moskova’dan Ortadoğu’nun yeni güvenlik denklemine bakış
Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan güvenlik krizleri, bölge ülkelerinin savunma politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olurken, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan kolektif savunma anlaşması yeni bir güvenlik arayışının işareti olarak değerlendiriliyor.
Anlaşmanın temel maddesine göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkenin tamamına yönelik saldırı olarak kabul edilecek. Anlaşma aynı zamanda istihbarat paylaşımı ve bölgesel güvenlik alanında koordinasyonu öngörüyor.
Belgenin taraflara yüklediği somut askeri sorumlulukların tamamı henüz açıklanmış değil. Bu nedenle anlaşmanın nasıl bir kurumsal yapıya dönüşeceği ve olası krizlerde nasıl uygulanacağı belirsizliğini koruyor.
Rusya’daki uzman değerlendirmelerinde de temel ayrışma bu noktada ortaya çıkıyor. Bazı uzmanlar anlaşmayı bölgesel güvenlik mimarisindeki değişimin göstergesi olarak değerlendirirken, bazıları bunun henüz siyasi bir irade beyanı düzeyinde olduğunu savunuyor.
RİYAD’IN GÜVENLİK ARAYIŞI
Rus askeri uzman Yury Lyamin, Mekke Paktı’nın ortaya çıkışını Ortadoğu’daki güç dengelerinin değişmesiyle ilişkilendiriyor.
Lyamin’e göre Suudi Arabistan, özellikle ABD'ye duyduğu güvenin azalması ve ABD-İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmanın muhtemel sonuçları nedeniyle güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.
Uzman, Riyad’ın Türkiye ve Pakistan’ın gerektiğinde askeri destek sağlayabilmesini beklediğini, bunun karşılığında Suudi Arabistan’ın mali yardım, yatırım ve kredi imkanları sunabileceğini belirtiyor.
Ancak Lyamin, anlaşmanın şimdiden “İslam NATO’su” olarak nitelendirilmesine karşı çıkıyor. Ona göre anlaşmanın imzalanması ile bunun sahada işleyen bir askeri mekanizmaya dönüşmesi farklı süreçler.
Lyamin’in değerlendirmesine göre yeni yapının geleceğini belirleyecek temel unsur, tarafların anlaşmayı uygulamada ne ölçüde hayata geçireceği olacak.
NATO BENZETMESİ NE KADAR DOĞRU?
Mekke Paktı’nın “birine yönelik saldırının tüm taraflara yönelik saldırı sayılması” ilkesi NATO’nun kolektif savunma anlayışını hatırlatıyor. Ancak Rus siyaset bilimci Murad Sadygzade, iki yapı arasında önemli farklar bulunduğuna dikkat çekiyor.
Sadygzade’ye göre Washington'un uzun süredir oluşturmayı amaçladığı “Ortadoğu NATO’su”, ABD merkezli bir güvenlik sistemini öngörüyordu. Mekke Paktı ise bölge ülkelerinin güvenlik alanındaki sorumluluğu daha fazla kendi üzerlerine alma arayışını yansıtıyor.
Uzman, üç ülkenin sahip olduğu farklı kapasitelere dikkat çekiyor. Suudi Arabistan ekonomik ve mali gücüyle, Türkiye güçlü ordusu ve savunma sanayisiyle, Pakistan ise nükleer kapasitesiyle öne çıkıyor.
Sadygzade, bu unsurların bir araya gelmesinin bölgesel caydırıcılık açısından yeni imkanlar oluşturabileceğini düşünüyor.
Ancak bu potansiyelin gerçek bir askeri ittifaka dönüşmesi için henüz aşılması gereken önemli noktalar bulunuyor.
İRAN PAKTIN HEDEFİNDE Mİ?
Mekke Paktı'nın ardından gündeme gelen en önemli sorulardan biri anlaşmanın İran'a karşı olup olmadığı oldu.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu yöndeki değerlendirmeleri reddederek İran'ın paktın hedefi olmadığını açıkladı. Fidan, herhangi bir ülkenin saldırmadığı sürece ittifakın hedefi olmayacağını vurguladı.
Rusya'daki uzman değerlendirmelerinde ise İran faktörü daha geniş bir bölgesel güvenlik çerçevesinde ele alınıyor.
Ortadoğu uzmanı ve “Rossiya Segodnya” medya grubu danışmanı Tural Kerimov, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın İran'la doğrudan veya dolaylı güvenlik bağlantılarına dikkat çekiyor.
Kerimov'a göre Türkiye ve Pakistan İran'la kara sınırına sahipken, Suudi Arabistan da İran'la Körfez üzerinden komşu.
Ancak uzman, paktın yalnızca İran üzerinden okunmaması gerektiğini belirtiyor. Kerimov, İsrail'in bölgedeki askeri faaliyetlerinin de yeni güvenlik arayışlarında önemli bir faktör olduğunu ifade ediyor.
Gazze, Lübnan, Suriye ve İran çevresindeki........
