DEM’in demsizliği
Siyasi geleneğiyle birlikte ele alındığında DEM Parti’nin; toplumsal dokuyu onarmak yerine, çatlakları derinleştiren yöntemlerden vazgeçemediği görülüyor.
Oysa parti vitrine ilk çıktığında, kısa adı olan 'DEM', zihinlerde müspet bir çağrışım uyandırmıştı. Zira 'Dem'; hamlıktan kurtulup kıvamını bulmak, rengini ve olgunluğunu kazanmak demekti. Tıpkı çayın demlenmesi gibi... Hatta tasavvufta 'nefes' ve 'an' manasına da gelir.
Beklentim, daha olgun, daha 'kıvamını bulmuş' bir siyasetin sahne almasıydı. Heyhat! Karşılaştığımız tablo 'eski tas eski hamam' ezberinden öteye gidemedi. Siyasi bir 'demsizlik' (hamlık) ile haddini aşan bir 'densizlik' sarkacında gidip gelen bir fotoğraf veriyor sürekli.
Suriye sahasında yaşanan jeopolitik deprem sonrası, DEM’in önümüze koyduğu denklem şu: "SDG’yi kabul etmezseniz Kürt düşmanısınız." Bu, siyaseten sakat ve ahlaken sorunlu bir mantık.
Demokrasi Kılıfı
DEM’in temel sorunu, meseleyi "demokrasi olgunluğu" zemininde ele alamamasıdır. Demokrasi, hak ve özgürlük kavramlarını; maalesef etnik bir "statü" inşası ve fiili bir "özerklik" ajandası için suiistimal ediyor. Suriye’de çöken "Rojava" modelinin, aslında tek tipçi bir parti diktası olduğu bugün daha net görülüyor. DEM’in yapmaya çalıştığı şey; Suriye’de iflas eden bu "vesayet modelini" demokrasi ambalajıyla Türkiye’ye taşımak. Kâğıt üzerinde 'sosyalist', pratikte ise 'faşizan' yöntemlerden medet uman bu yaman çelişki; yıllardır bölge halkı üzerinde 'mahalle baskısı' diyebileceğimiz bir hegemonya kurdu.
"Kürt Düşmanlığı" Nedir?
Sürekli olarak devleti "Kürt düşmanlığı" ile itham edenlere şunu söylemek gerekir: En büyük düşmanlık, halkı kriminalize etmek, terörle özdeşleştirmek ve makul çoğunluğu marjinal bir örgütün ipoteği altına sokmaya çalışmaktır. Türkiye’nin, bir terör yapılanması olan PKK/SDG’ye yönelik tedbir alması Kürt düşmanlığı değildir. Asıl düşmanlık; Kürt gençlerini eğitimden, ticaretten, sanattan koparıp; küresel güçlerin vekalet savaşlarında........
