menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Özkan’dan Özkök’e çürümenin anatomisi

4 0
yesterday

Çürüme kendiliğinden olmaz. Meyve yerini beğenmeyip toprağa düşer. Özsuyunu kaybetmeye başladığında yahut toprakla buluştuğunda o yanı yavaş yavaş çürür.

Vücudumuzun bir yanını bir yere çarptığımızda veya darbe aldığımızda da önce kızarıklık, sonra morarma başlar. Sonuçta derdimizi anlatırken “şu yanım çürüdü” deriz.

Bir toplumdaki çürüme de soyut bir kavram değildir. Aktörleri vardır, failleri vardır ve en önemlisi görünür neticeleri vardır. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu kriz, sadece ekonomi ya da gündelik siyaset krizi olmaktan çok, adıyla sanıyla bir ilkesizlik ve çifte standart krizidir.

Muğlak cümlelerin arkasına saklanmadan konuşalım:

Etrafımızda dönen dolapları, kimin neyi örtbas etmeye çalıştığını ve “özgürlük” ya da “demokrasi” ambalajıyla önümüze konan yozlaşmayı isim isim konuşmak zorundayız.

İlk olarak gazeteci Bahar Feyzan’ın ‘eski’ gazeteci, sonradan siyasetçi ve her zaman tartışmaların odağındaki isimlerden Tuncay Özkan’a yönelik son açıklamalarını hatırlayalım. Feyzan’ın iddialarından, yıllarca ekranlarda “halkın, hakkın ve liyakatin” savunuculuğunu yaptığını iddia edenlerin, arka kapı diplomasisinde ve parti içi güç dengelerinde nasıl bir yapı kurduklarını net olarak anlayabiliyoruz. Siyaset ile medyanın bu kadar girift, bu kadar kirli bir pazarlık masasında buluşması, halkın oyuyla çelişen somut yozlaşma örneği değil de nedir?

Diğer tarafta ise Ertuğrul Özkök...

Bu ülkenin 90’lı yıllardaki kaos dönemlerinin, manşetlerle hükümet devrilen, toplumsal fay hatlarının kaşındığı günlerin “amiral gemisi” olan Hürriyet gazetesinin kaptanı.........

© Haber7