İç cephenin tahkimi yahut mevzu vatansa…
Bölgesel bataklık, giderek daha çok değeri içine çekip yok ederken yeni bir aydınlanmaya da sebep oluyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil; bütün algoritmalar allak bullak… Savaş gerekçeleri, kullanılan silahlardan çok zekâ ve ileri düzeydeki politikalarla şekilleniyor. Parmak sallayanların parmakları kırılıyor, keyfî tanım üreticilerinin insafına bırakılan topraklar baş kaldırıyor; dahası, aynı -görece- din ve kültüre sahip oldukları halde bir zamanların haçlı ittifakları bile -şimdilik siyaseten de olsa- gözlerimizin önünde çözülüyor.
Bugün bölgede kurulan denklem, Washington’ın lojistik desteği ve Tel Aviv’in pervasızlığı üzerine inşa edilmiş durumda. Ancak bu denklemde hesaplanamayan bir “İran/Hürmüz batağı” var. ABD, on yıllardır süregelen İran hegemonyasını kırma çabasında kendi iç dengeleri ve küresel prestiji arasında sıkışıp kalmışken, İsrail, “büyük kavgayı” bölgesel bir yangına dönüştürme peşinde. Netanyahu yönetimi, kendi siyasî ömrünü uzatmak adına Washington’ı doğrudan bir çatışmanın içine çekmeye çalışırken, bölgeyi bir ateş çemberine itiyor.
*** Bu noktada Türkiye’ye yönelik saldırgan dilin temel bir amacı var: Türkiye’yi kışkırtarak tek taraflı bir İran-İsrail çatışmasının merkezine itmek. Ankara’nın dengeli, akılcı ve bölge barışını önceleyen duruşu, İsrail’in “ya yanımdasın ya da düşmanımsın” şeklindeki arkaik politikasını bozuyor. Türkiye, bu tuzaklara düşmeyecek kadar derin bir devlet aklına sahip olsa da, Katz gibi isimlerin hedef gösteren açıklamaları, bu kirli oyunun ne kadar fütursuzca oynandığını gösteriyor.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım, başlangıçta “güvenlik” argümanıyla pazarlanmaya çalışılsa da bugün tam bir “tersine ateş” mantığıyla Tel Aviv’i vurmaya başladı. Gazze’de dökülen her damla kan, İsrail’in uluslararası meşruiyetini kemirirken, savunmaya çalıştığı “güvenli liman” imajını da yerle bir etti. Modern askerî teknolojilere sahip bir devletin, aylar geçmesine rağmen küçük bir şeritte sıkışıp kalması ve çözüm üretememesi, siyasî bir acziyetin resmidir. Bu başarısızlığın ürettiği öfke, şimdi dış düşmanlar icat ederek ve bölgenin en güçlü aktörü olan Türkiye’ye saldırarak bastırılmaya çalışılıyor. ***
ABD için Ortadoğu artık “yönetilebilir” bir alan olmaktan çıkıyor. İran batağı, sadece askerî bir tehdit değil, ABD’nin küresel liderlik iddiasının test edildiği bir kriz merkezidir. İsrail’in her kışkırtması, Washington’ı istemediği bir maliyetin altına sokuyor. ABD’nin bölgedeki manevraları artık stratejik bir planın parçası olmaktan ziyade, batan bir geminin su tahliye çabalarını andırıyor. Bu da Tel Aviv’i daha hırçın, daha kontrolsüz ve daha saldırgan bir hale getiriyor.
Son bir aydır İsrail’in eli........
