Kötülüğün iki tonu
Kötülük denen şey her dönemde iyilikten daha cezbedici olmakla kalmayıp aynı zamanda insanlar arasında hızla yayılmayı da başarmıştır.
İlk çağ düşünürlerinden Eflatun bunu şöyle dile getirmiş; “Zor olan ölümden değil kötülükten kaçınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.”
Kötülüklerin kanser hızında yayıldığı esrarengiz bir çağda yaşıyoruz.
Masum insanlar, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dünyanın pek çok bölgesinde ya doğrudan ya da dolaylı olarak yıkıp yok edici çatışmaların olumsuz etkileri altında hayatlarını sürdürmeye mahkûm edilmiş vaziyette. Ne hazindir ki bu mazlumlar kendi topraklarında olduğu gibi zorunlu sürgün edildiği yerlerde de hepimizin gözleri önünde bu can yakıcı zulme maruz bırakılıyor.
“Koyun can derdinde kasap et derdinde” atasözümüz hala yürürlükte.
İyi insanlar bunca savaş, soykırım ve envai çeşit kötülük karşısında dişe dokunur hiçbir şey yapamazken kötülük kıtalar dolaşmaya, dünyanın dört bir köşesinde at sürmeye devam ediyor. Nitekim malum coğrafyalarda yaşanan bunca acı ve zulümler, kimi zaman macera peşinde koşanların, bazen zenginlerin ve çoğu zaman da acıdan zevk alan sadist ruhlu insanların eğlence aracı haline gelmeye çoktan başladı bile.
“Karanlık Turizm” denen tuhaf akım, dünya genelinde gittikçe yaygınlaşıyor.
İnsanların hunharca katledildiği, soykırıma uğradığı ve acının bin bir tonunu yaşayarak hayata veda ettiği yerleri ibret almak ve empati yapmak için halisane ziyaret etmek, elbette insani bir yaklaşımdır. Buraları sıradan turistik mekanlar haline getirmek, insanların acıları üzerine zevk sarayları kurmaya çalışmak ve buraların ruhuna........
