Pax Romana’dan Pax Britannica’ya: Bir İmparatorluk İşletim Sisteminin Evrimi
Bir süredir kalıcı, evrensel, somut devlet pratikleri ve enstrümanlarını işlemeye çalışıyorum. Elbette ki bu pratikler ve enstrümanlar sistemden sisteme farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların da altını çiziyorum yeri geldiğince. Ancak, her sistemden yeni bir şey öğrenmek mümkündür. Bu yazılar vesilesiyle öğrendiğim en temel husus da şu oldu ki, her yeni büyük sistem maddi şartlar ve somut zenginlikler kadar soyut ve zihni bir altyapıya da dayanmaktadır. Hatta büyük güçlerin iktidarına son veren güçlerin en önemli özellikleri o döneme kadar düşünülmemiş olanı düşünmeleri, akıl ve zekalarını o güne kadar kullanıldığından daha farklı kullanmaları ile başlamaktadır. Özellikle güç tasavvuru ve tekevvünü söz konusu olduğunda zihinsel güç haritası ve üstün soyut tasavvuru ve gelişmiş güç enstrümanları önem kazanmaktadır. Bugünkü yazıda üzerine duracağım “Britanya İmparatorluğunun” bu ifade ettiğim perspektiften okunmasını öneriririm. Zira bu yazı bir tarihi, ekonomik , siyasi makale değildir. Sadece yukarıda saydığım perspektiften hangi zihinsel haritayı, hangi deneyimleri, hangi soyut bakış açısını, hangi gelişmiş enstrümanları, vb içerdiğini anlamaya çalışan bir yazıdır.
Başlıkta Roma ve Britanya İmparatorluklarının Latince yanyana yer alması tesadüfi bir malumatfuruşluk değildir. Britanya İmparatorluğu Roma İmparatorluğunun en esaslı iddiası olan “Evrensellik” ilkesini dünyanın en geniş topraklarında ve Roma’ya en yakın şekilde gerçekleştirmiş bir imparatorluktur. Tıpkı Roma gibi çağını aşan bir yapıya sahiptir. Roma ordusu mühendistir, İngiliz gücü ise endüstri devrimini gerçekleştirmiştir. İki İmparatorluk da çağlarını büyülemişlerdir.
Eğer Roma İmparatorluğunun doğuşunu Roma Kentinin kuruluşuyla başlatırsak MÖ 753- MS 1453 (Doğu Roma başkenti İstanbul’un fethi) Roma İmparatorluğu 2206yıl hüküm sürmüştür. Sadece Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışını (MS 476) esas alırsak 1049 yıl hüküm sürmüştür. Ancak, askeri ve sivil mühendislik, şehirleşme, bayındırlık, ticaret yolları ve tabi ki hukuk sistemi ve siyasi sistem olarak tarihin benzersiz (Unique) deneyimi ve birikimidir. Diğer tüm imparatorluklar Roma’dan süt emzirmişlerdir.
Britanya İmparatorluğu için doğum, gelişme ve olgunlaşma dönemlerinin başlangıç tarihini belirlemek tartışmalı olabilir. Ancak çok detaya girmeden 11. Yüzyılın başlarında İngiliz Kralı Günah Çıkartıcı Edward’ın kendini rex totius Britanniae (Britanya İmparatoru) ilan etmesini başlangıç noktası olarak ele alabiliriz. Gerçi arada 1066 ‘da Norman istilasının ardından Galler ve İrlanda’nın fethi ve İskoçya’nın tamamen ele geçirilmesiyle bu iddialar gerçeklik kazanmıştır. Bugün bile hala kapanmayan bir dosya olan çekirdek imparatorluğun parçaları ile olan ilişkisini bir tarafa bırakarak konumuza yoğunlaşmak istiyorum. Britanya İmparatorluğu “Roma origamisinin” tam açılmış halidir. Doruk noktasında olduğu 1. Dünya Savaşı sonrasında, dünya anakarasının dörtte birini elinde tutmaktadır. Ve dünya nüfusunun da dörtte birini bir araya getirmiştir. Denizaşırı imparatorluklar arasında kendisine en yatkın olan Fransız İmparatorluğundan üç kat daha büyüktür (Ferguson İmparatorluk; 2004).
“Britanya İmparatorluğu Roma İmparatorluk origamisinin açılımıdır” maksimini modern İngiliz tarihçisinin sayısal değerleriyle biraz daha açıklamaya çalışalım. Britanya imparatorluğu 1800`lerden itibaren artık küresel imparatorluğunun olgunluk döneminegelmiştir. Yüzyılın ortasında dünyanın 34 milyon km2’si İngiliz sahasıdır. Ayrıca küresel stratejik noktalar tutulduğu için egemenlik etki alanı daha fazladır. Buna bir de İspanyol ya da Portekiz bayrağı altında olup da İngiliz ticaretine açık ülkeleri sayarsak bu etki alanının daha büyük olduğu açıktır. Donanması dünyanın en gelişmiş donanmasıdır. Özellikle dretnot bu hakimiyetin sembolü olmuştur. Dünyaya egemen İngiliz ordusunun ekonomik maliyeti GSYİH’nın %2.5’idir. Endüstri devrimi sonrası küresel inovasyon ve üretimin en güçlüsüdür. Dönemin İngiliz donanması Anavatanda 15 (Britanya İmparatorluğu Donanması ile Roma Ordusu konuşlanma açısından ne kadar da birbirlerine benziyorlar. Ana kuvvetler ülke dışında yerleşmiş durumda), Akdeniz’de 38, Çin’de 27, Avustralya’da 16, Doğu Hint Adalarında 9, Batı Afrika ve Kap’ta 20, Güney Amerika’da 4, Kuzey Amerika’da ve Karayiplerde 15, Pasifik’te 9 büyük savaş gemisi bulundurmaktadır. Dünya üzerinde de 40 stratejik bölge merkezinde deniz üssü bulunmaktadır (1898).
Özellikle İngiltere ve Almanya dretnot (Dreadnought, Korkusuz demek) sınıfı yeni çığır açan gemiler inşa etmişlerdir. İngiliz donanması Churchill Donanma Bakanı iken 1911-1912 arası savaş gemilerinde yakıt olarak petrol kullanmaya başlamıştır. 1880 yılında 650.000 tonluk donanması ile kendisinden sonra gelen üç ülkenin Fransa, Rusya ve Almanya’nın donanmalarından daha büyüktür. Ayrık bir not olarak aktarayım, bizim İngilizlere 1. Dünya Savaşı öncesi sipariş verip alamadığımız iki gemi dretnot sınıfıdır. 1914’te Boğazlardan geçip Rus limanlarını bombalayan Goben ve Breslau (Yavuz, Midilli) gemileri dretnot değildirler. Ancak hızları itibariyle gelişmiş gemilerdir. Alman donanma gemileri kömür ile çalışmalarına rağmen zırh kapasitesi, ateş hızı ve optik hedefleme kapasiteleri bakımından üstündürler.
Britanya kara gücünün teknolojik harikaları ise Henry Martiny piyade tüfekleri ile doldurma için el krankı gerektirmeyen Maxime makineli tüfeklerdir (Hiram Maxime tarafından 1882 yılında İngilterede geliştirilmiştir.1862 tarihinde yapılan el krankı ile doldurulan Gatling makineli tüfeğinden daha gelişmiş, el krankı gerektirmeyen, geri tepmesi olmayan bir silahtır). Özellikle Maxime 1. Dünya Savaşı öncesi ve esnasında yapılan savaşlarda (Chaco Savaşı, Mehdi Savaşı, Rus iç savaşı) büyük etki icra etmiştir. Mesela 50 kişilik İngiliz bölüğü 5000 kişilik Afrikalı birliğe 4 Maxime makineli tüfekle galip gelmesi gibi savaşlar İngiliz ordusunda ego patlaması yaratmıştı. İngiliz İmparatorluğu 20. Yüzyıl (Wikipedia’dan alınmıştır) Bu haritanın hikayesini John Robert Seeley “The Expansion of England” kitabında anlatmıştır. Bu kitap 1883- 1956 arası basılmaya devam etmiştir. 1688’den 1825’e kadarki dönemi anlatmayı hedeflediği bu kitabında “İngiliz İmparatorluğunu halkın gururunu okşayacak” tarzda anlatmıştır.
“Dünyanın yarısını sanki bir dalgınlık anında ele geçirip yerleşime açmışız.. ” ifadesi bu fetihlerin ne kadar kolayca yapıldığını açıklamaktadır.
Bu dönemde hamasi eserler İngiltere’de çok okunur olmuştur. Ancak, İngiliz elit aklı hegemonyacı konumlarına bakıp gevşekliğe düşmeyecek kadar Antik Çağ tarihinden haberdardı der N. Ferguson. Gücün doruğuna ulaştıklarında bile Ninova ve Sur’un akibetini unutmamışlardı.
Ancak Kitabın halkın hayal gücüne çarpıcı gelen siyasal mesajı çok önemliydi. “Eğer Britanya emperyalist dünyaya karşı duyarsız kalırsa geriye düşme riskine maruz kalabilirdi. Eğer ABD ve RUSYA YARIM YÜZYILdaha sıkı durabilirlerse Almaya ve Fransa ikinci sınıf devletler durumuna düşeceklerdi. İngiltere de bir Avrupa devleti güvenini ve duyarsızlığını yaşarsa o da ikinci sınıf devlet kategorisine düşecekti…
Aslında özellikle küresel fetihlerin ve rekabetin başladığı 1500’lerden itibaren İngiltere bu muhasebeyi farklı ton ve fazda sürekli yapmıştır. Bunu yaptığı için de her dönemde farklı, düşünülmeyen ve şaşırtıcı güç enstrümanları yaratmış, üretmiş ve kullanmıştır. Bu enstrümanlar maddi olduğu kadar fikri nitelik de taşımaktadırlar. Dışa dönük olduğu gibi içe dönük etkiler ve hedefler içermektedirler. Bu iç dinamizm ve performans testi ve yeni araçlar geliştirme günümüze kadarki süreçte daha kısa dönemler içinde yapılır olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Britanya İmparatorluğu hala vardır. Hala imparatorluk zihinsel anlamda çözümlenmiş değildir.
İngiltere Tarihinin Kritik ve Şaşırtıcı Dönemleri
İmparatorluk çekirdeğinin inşası diyebileceğimiz Anglo- Normanların 11. ve 12. Yüzyıllarda Galler ve İrlanda’yı feth etmeleri ile inşa edilen bir Ortaçağ İmparatorluğu olan “Birinci İngiliz İmparatorluğu” hak ettiği ilgiyi görmemektedir. Ancak, bir çekirdeğin oluşması her şeyden önemlidir. Daha sonraki neşvü nema dönemlerinde erişilen kudret köklerini hep bu ilk dönemlerinde bulacaktır. Burada parantez arası bir konuya değinmek istiyorum. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun dört büyük ana parçaya (Irak ve Horasan Selçukluları; Kirman Selçukluları; Suriye Selçukluları; Anadolu Selçukluları) bölünmesinden sonra ortaya çıkan devletlerden biri “Şam, Halep ve Kudüs çevresinde hakim olan” Suriye Selçukluları (1092- 1117) ne yazık ki, bizde yeterli ilgiyi görmemiştir. Özellikle 1945 sonrası bölgeye müdahale eden ABD gücü bölgede yeni bir tarih anlayışını da müfredata sokmuş, Suriye Selçukluları milli eğitim hafızamızdan çıkmıştır. Bu köken meselesi o kadar........
