Modüler Küresel Savaş
İlk önce “Modüler Küresel Savaş“ kavramını açıklayalım. Aslında modüler eğitim, modüler inşa, modüler üretim kavramları mühendislik alanlarından taşınmış ve üzerine ayrı ayrı veya benzer teknik anlam giydirilmiş kavramlardır. Modüler üretim bir ürünün standart parçalar (Modüller) halinde fabrikada üretilip, daha sonra bu parçaların birleştirilerek nihai ürün haline getirildiği esnek bir üretim (fabrikasyon) sistemidir. Bu modüler sistem parçaların kolayca değiştirilmesine, ürünün özelleştirilmesine ve tabi ki üretim süreçlerinin hızlandırılmasına imkan tanımaktadır.
Ford’un üretim bandının dizaynı ve üretim sistemine damgasını vurmasından itibaren modüler üretim ve tasarım mühendisliği her geçen gün inanılmaz bir hız kazanmıştır. Modüler üretim mühendisliği fiziksel olarak parçaların üretim ve montajının mantığını büyük oranda değiştirmiştir. Şöyle ki, soyut tasarım mühendisliği zekası ön plana çıkmıştır. Modüler üretim özellikle inşaat sektöründe “Ön üretimli yapılar” ile sektörün başarısını ve hızını artırmıştır. Vakıa Mimar Sinan gibi devasa şahsiyetlerin özellikle büyük eserler yaratırken eserin bütününü akıl ve muhayyelesinde muhafaza etmiş; modüler yapılara benzetebileceğimiz malzemeleri de inşaatı yapacak ustalar ve işçiler dahil olmak üzere başkalarının anlayamayacağı şekilde ve miktarda eserin inşa edileceği mekana yığdırmıştır. Ford’un üretin bandını sahaya indirmesinden itibaren otomotiv ve teknolojik diğer sektörlerde modüler yaklaşımlar her geçen gün geliştirilmiştir. Seri üretim ve parça uyumluluğu artık bugün eş zamanlı üretim gibi başarı kazanmaktadır. Aynı zamanda üretim yönetimi de modüler mentalite ile geliştirilmiştir.
Üretim mühendisliği alanındaki başarılı çalışmalar eğitim alanına da yansıtılmıştır. Modüler eğitim büyük ve kapsamlı eğitim müfredatlarının küçük, bağımsız ve mantıksal öğrenme ünitelerine yani modüllere bölünerek sunulduğu, öğrenciye esnek bir öğretim modelidir. Bu sistemde de tıpkı modüler üretimde olduğu gibi büyük eğitim alanları ve malzemeleri kendi içinde birlik oluşturan cüz’ü cüz’iler (en küçük tekil parçalar) halinde tasarlanmaktadır. Eğitimci kişi veya sistem modüllerin entegre halini bilmektedir. Ancak, eğitimin ve öğretimin diğer aktif üyeleri bu modüllerin en küçük tekil ünitelerini ve parçalarını bilmemektedirler. 1990’lı yıllardan itibaren ülkemizde de üniversiteler, Ar-Ge merkezleri ve kurumsal yapılarda modüler eğitim çalışmaları hız kazanmıştır. Bu satırların yazarı da dönemin modüler eğitim sistemleri ve ders modülleri gibi yaklaşımların eğitim programlamalarına dahil ettirilmesi çalışmalarına aktif katılım sağlamıştır.
Modüler üretim, yönetim ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesi tabiatıyla dönemin gelişmiş güçleri tarafından tasarlanmıştır. Ayrıca bu yaklaşımlar ve teknikler sahip olunan teknik bilginin korunması, bilgi hiyerarşisinin oluşturulması, istenen hedefe açıklandığı andan itibaren en kısa sürede erişilmesi, üretim hızı ve denetiminin artırılması gibi olumlu tali sonuçlar doğurmuştur. Modüler sistemler teknoloji casusluğu ve tersine mühendislik gibi çalışmaları da belirli aşamalarda engellemeye matuftur. Zira ürünün her modülünde ayrı birbilim dalı ve teknolojik yenilik amildir. Parçadan bütüne gitme temel yaklaşımını engellemektedir. Şirketin mülkiyet haklarını olağanüstü bir yöntemle korumaktadır.
Modüler Savaş Ne Demektir?
Bugün Modüler Savaş başlığı altında, yukarıda kavramsal çerçevesini çizdiğimiz modüler sistemin savaş ve diplomaside nasıl kullanıldığını sunmaya çalışacağım. Ayrıca günümüzde yaşadığımız çatışmaların, savaşların, ilişkilerin hepsini bu perspektiften bir bütünselliğie kavuşturmaya çalışacağım. Bu bütünsellik perspektifinin üretim ve eğitim sistemlerinde olduğu gibi diplomasi ve savaş alanında da bizi doğru idrak ve oryantasyona kavuşturacağını ümit ediyorum.
Benim zihnimi bu alanda ilk açan kişi tarihçi Süreyya Faruki’dir (Suraiya Faroqhi). Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir? isimli kitabında Osmanlı Tarihinin farklı veçhelerinin anlaşılması için temel yaklaşımlar gerçekleştirir. Bu eserinde, özellikle arşivlerden doğrudan yararlanma zorunluluğu üzerinde durduğu bölümde “Osmanlı Tarihini doğru anlamak için sadece Osmanlı arşivlerinden yararlanmanın yeterli olmadığını söyler. Özellikle aynı döneme ilişkin İspanya, Hollanda, Vatikan arşivlerinin de okunması gerektiğini iddia eder. Der ki, dönemin Akdeniz’deki Osmanlı İspanya savaşlarını anlamak için yine aynı dönemde küresel imparatorluk mücadelesinde olan İspan ve Hollanda arşivlerinin önemli işlev gördüğünü belirtir. Bu noktada Osmanlı Avrupalı güçlü müttefiklerini süpergüç olmaktan alıkoymak için İspanya ile savaşları bir enstrüman gibi kullanmıştır. Ne zaman İspanya Hollanda karşısında zaferler elde etmeye başlamıştır, o zaman İspanya’nın süper güç olmaması ya da karşısında Hollanda’nın bir dengeleyici güç olarak varlığını devam ettirmesi için Osmanlı Devleti İspanya’ya bir bahane ile savaş açmıştır. Bunun tersi de olmuştur; ne zaman Hollanda İspanya karşısında kesin zafer elde etmeye yaklaşmıştır, o zaman da İspanya ile bir vesile ile barış yapmıştır. (Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir?; Tarih Vakfı Yurt Yayınları; 2009) Bilvesile Hollanda Osmanlı dönemsel ilişkilerine de değinecek olursak, Katolik Devletler Papalık yaptırımları nedeniyle Osmanlı Devletine savaş malzemeleri ve araçları satmadıkları için Kanuni son döneminden itibaren mesela uzun menzil sağlayan barut Hollanda, İngiltere gibi devletlerden satın alınmıştır. Ancak, bu öyle tek yanlı bir ilişki değildir. Hollanda’nın Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da bulunan bugünkü Endonezya’daki sömürgeciliğinden dolayı Hollanda ile savaş halindedir. Bu nedenle Açe Sumatra adasına az sayıda da olsa levent, topçu ustası, vb gönderilmiştir. (Bu konuya ilgi duyan dostlarımız için “Açe Sumatra Dosyası........
