menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel Oligarşinin Altın Çağı

19 0
02.02.2026

Bir dönemin kült kavramlarından biriydi “Oligarşinin Tunç Kanunu” . Aslında daha geniş kullanım alanı olan bu kavramdan kamu idaresi ve siyasi partiler yönetiminde daha fazla söz edilmekteydi.

Bu kavram esas itibariyle “Tamamen demokratik olduğunu savunan kurumlar ve yönetim yapılarının da zaman içinde küçük bir azınlığın denetimine geçmesini” ifade etmektedir. Yine bu kavrama göre “Yönetimin olduğu her yerde değişen biçimlerde oligarşik bir yapının oluşma eğilimi vardır.

” Demokratik kitle örgütleri büyüdüğü; bu örgütlerin doğru ve hızlı kararlar almaları için uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyulduğu ve örgüt içinde başkan olarak seçilmenin ayrıcalıklı bir yeri olmaya devam ettiği sürece, örgütü oluşturan bireyler bütün bu sorunların üstesinden gelmesi için liderliği kutsamaya başlayacak ve nihayetinde yönetim küçük bir azınlığın, yani oligarşinin eline geçecektir. ” (Sosyal Bilimler Vakfı Sitesi, Sözlük Dizini). Kanımca bu kavrama en esaslı ve yalın tanımı burada verilmiştir. Bunun için bu açıklamayı tercih ettim.

Bu kavram üzerinde ilk çalışan Almanya doğumlu/asıllı İtalyan sosyolog Robert Michels 1911 yılında geliştirdiği politik teorisinde ”Herhangi bir demokratik organizasyonda yönetimin elit bir grup ya da oligarşi tarafından icra edilmesinin organizasyonun “Taktiksel ve teknik gereklilikleri kapsamında kaçınılmaz olduğunu” ileri sürmüştür. Michels döneminde Avrupa'daki siyasi partiler gibi demokratik kuruluşlarda, birliklerde ve kooperatiflerde yaptığı gözlemler ve keskin analizlerinde farklı nedenlerle çoğulculuğa dayalı kuralların bir süre sonra bir grubun ve tek bir kişinin liderliğine dayalı kurallara dönüştüğünü ileri sürmüştür. Oligarşinin tunç kanununa göre karar vericiler (decision makers) doğrulanmak ihtiyacı ve toplumun rızasını kazanmak ihtiyacı içinde olduklarından dolayı, (çoğunlukla) destek elde etmek için bilgiyi manipüle etmektedirler. R. Michels’e göre “Seçilmişlerin seçmenler, vekillerin vekâlet verenler, delegelerin delege edenler üzerinde egemenlik kurmasına yol açan örgütün kendisidir. Örgütten bahseden gerçekte oligarşiden bahsediyor demektir.

Kendisi de siyasi etkinliklerde yer almış biri olarak Robert Michels bu teorisine destekleyici kanıtları içinde yer aldığı Alman ve diğer Sosyalist partilerden vermiştir. Zira muhafazakar ve milliyetçi partiler zaten lider eksenli yapılardı, sosyalist partilerle aynı fikirleri paylaşmıyorlardı. Sosyalist partiler ise halkın katılımı başta olmak üzere oy hakkı, özgürlükler için mücadele veriyorlardı.

Michels dönemin demokrasilerindeki kötü işleyişe dair ileri sürülen gerekçeleri (sosyal ve ekonomik gelişmenin yetersizliği, öğrenim düzeyinin düşüklüğü, iletişim araçlarında kapitalistlerin denetimi, vb) dışlamakta; çok karmaşık olan sosyal sistemlerin doğasından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Oligarşi, yani toplumun ya da örgütün üst yöneticileri tarafından kontrol altında tutulması, bürokrasilerin ya da büyük çaplı örgütlerin iç işleyişinden doğan bir özelliktir. Modern insan çözümsüz bir kısır döngü ile karşı karşıyadır: İnsanın ulus devletler, sendikalar, siyasi partiler ya da kilise gibi büyük kurumların tepesindeki az sayıda yöneticiye etkin bir güç devr etmeksizin bu çeşit kurumları kurup yaşatması mümkün değildir. (Büyük ölçüde Wikipedia’dan alınmıştır)Michels oluşturduğu teorisinde en küçük organizasyon biriminden en büyük organizasyon birimine kadar olan yapıların genetiğinde var olan küçük gruplara ve liderlere yetki devrine ilişkin analiz ve değerlendirmelerini kullanmıştır. Bu görüşleri belki Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya, Japonya, İtalya gibi ülkelerde ortaya çıkacak faşist rejimlerin sinyallerini vermektedir. Hatta Rusya’da tesis edilecek katı komünist diktatörlüğün de nasıl kendi doğallığında ve kolayca oluşacağını çağrıştırmaktadır.

Vakıa Birinci Dünya Savaşı da bir nevi küresel oligarşinin ihtirasları, yönetme ve sahip olma iradesinin yoğunlaşması ve çatışmasının neticesi idi. Burada belki de savaş ortamının komuta ve hiyerarşik yoğunlaşması gibi güç yoğunlaşmasını da bir grup veya kişiye yöneltmesi söz konusu olabilir. Savaşın ana aktörlerinde çoğunlukla güçlü liderler vardır. Bunun o dönem için istisnası demeyelim ama panzehirine de sahip olanı İngiltere diyebiliriz. Zira o dönemde İngiliz imparatorluğunda devlet içi müşavere ve tartışma mecraları, vasıtaları, yayınları vardır. Bu diğer aktör devletlerde olmayan bir özelliktir. Ancak, İngilizler de üstünlük duygusu, sahip olma ve yönetme ihtirası her milletten daha fazladır. Michels’in teorisi kitlelerin olumsuz çağrışımlar içerdiği bir dönemin sonunda ortaya çıkmıştır.


Mesela Avrupa’da hatta Osmanlı ve Rus İmparatorluklarında işçi hareketleri, kitlesel isyanlar, toplumsal hareketler kitleye karşı devletlerde bir reaksiyon doğurmuştur. Devlet eliyle de kitleler olumsuzlanmıştır. Bu dönemin kitle hareketlerine çalışanlar Gustave Le Bon’un kitleye dair çözümlemelerinde dönemin bu olumsuz bakışının etkisi olduğunu söylerler. Diğer yandan, Michels’in vurguladığı ”Herhangi bir demokratik organizasyonda yönetimin elit bir grup ya da oligarşi tarafından icra edilmesinin organizasyonun “Taktiksel ve teknik gereklilikleri kapsamında kaçınılmaz olduğu” tezi yine bu yüzyılda birçok alana nüfuz edecektir. Mesela üretim bandını çalıştıran Ford’un modern yönetiminde üreten sınıf tanımsız kitle değil; uzmanlık ve işin gereğine göre tanımlanmış bir sınıftır. Elbette alt üretim birimlerindeki işçilerin uzmanlıkları ve ustalıklarından bahsetmiyoruz. Üst düzey yöneticilerdir söz konusu olan ve oligarşik yapıya uyan. Vakıa Fransız ihtilali sonrası ortaya çıkan Jakobenizm de benzeri bir oligarşik aydın hareketi değil midir? Devletlerin, kurumlarının modernleşmesi, ilerlemesi (terakki) bu dönemin adeta putudur. Dolayısıyla ilerlemeyi, disiplinli kurumlar oluşturmayı, yönetmeyi adeta elit oligarşik yapılarla sağlarsınız, ya da elit kurumlar bir süre sonra “oligarşinin tunç kanununa adapte olurlar”.

İkinci Dünya Savaşı ortamı ise ikonik bir oligarşik yapıların ve tabi ki liderlerin ortamıdır. Karizmatik, yarı tanrısal her şeye hakim liderlerin kitleleri peşlerinden ölüme koşturdukları bir olağanüstü felaket dönemidir. Bu arada, güçlü liderlerin yanında örgütlü ve........

© Haber7