NATO ve Batı ile ‘göz hizasında’ ilişki dönemi
Türkiye, geçen hafta Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nden sadece sonuçları itibarıyla değil, aynı zamanda organizasyon yeteneği anlamında da alnının akıyla çıkmayı başardı.
Zirve bittikten sonra konuşulanları biliyoruz.
Saat gibi tıkır tıkır işleyen, misafirlerin çalışmalarını yürütmeleri için her türlü kolaylığın ve imkanın sağlandığı güçlü bir organizasyonun ortaya çıktığına dair herkes hemfikirdi.
Daha önce onlarca uluslararası zirveyi yerinde takip etmiş bir gazeteci olarak Ankara Zirvesiyle alakalı söylenenlere biraz da bu anlamda kulak verip, yazılıp çizilenlere bu şekilde karşılaştırmalı bir gözle baktım.
Bu muhteşem organizasyonun bu şekilde sonuçlanmasının arka planında harcanan büyük emekler var tabi.
İki ismi hususen zikretmek isterim.
Birincisi, uzun yıllardır Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürlüğü’nü yapan ve Erdoğan’ın yanında edindiği engin tecrübeyle böylesi meşakkatli işleri bir orkestra şefi ustalığıyla yöneten Hasan Doğan...
Diğeri bir ‘sakin güç’ olarak bulunduğu her yere olduğu gibi, aldığı görev sonrası İletişim Başkanlığı makamına da ‘değer katan’ bir isim olarak Burhanettin Duran Hoca.
8/9 Temmuz 2026 tarihli NATO zirvesi, geride kalan haftanın Dünya gündemini belirlerken, ileriye dönük ve ilerleyen yıllar itibarıyla Türkiye’nin yeni rolü bakımından da sıkça hatırlanacak.
Yeni bir sürüm, yeni bir vizyon gibi anlamlar yüklenerek dillendirilen NATO 3.0 konseptinin içerisinde Türkiye’nin yeni rolüne dair de önemli unsurlar yer alıyor zira.
TÜRKİYE GÜÇSÜZ VE YALNIZ BİR ÜLKE OLARAK GİRDİĞİ NATO’DA, BUGÜN BAMBAŞKA BİR MİSYONA YÖNELİYOR?
Türkiye 1952 yılında NATO’ya kabul edildiğinde, yalnız ve zayıf bir ülke durumundaydı.
Hatırlatmak isterim…
Belli ‘taahhütler’........
