Muhsin başkanı ziyaret!
Bize yol ve yön gösteren irfan öncülerinin hatıralarına baktığımızda, baki kalan bu kubbede bir hoş sada bırakma çabası içinde yaşadıklarını görürüz.
Bu sebeple ömürlerini hep güzeli yaymaya, hayrı çoğaltmaya ve iyiliği paylaşmaya adamışlardır. Onlara göre hayatın özü, hayırla yâd edilmektir.
Mutlak kitabımızda Hz. İbrahim’in dilinden bize öğretilen bir dua vardır:
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla (lisan-ı sıdk) anılanlardan kıl.”
Her daim dilimizden düşürmememiz gereken güzel bir niyazdır bu.
Bazı insanlar vardır; ölünce adı da sanı da kaybolur ne ananı çıkar ne de adını hatırlayan olur. Bu kişiler, kelimenin tam manasıyla ölüdürler.
Öte yandan, bedeni toprağa girse bile adı dillerde hayırla anılan insanlar vardır. İşte onlar, bu duanın tecellisine mazhar olan faziletli kimselerdir. Aradan yıllar geçse de unutulmaz, isimleri yaşamaya devam eder.
Geçtiğimiz yıl Konya’da yetkililere sorduğumuzda, bir yılda yaklaşık dört milyon ziyaretçi geldiğini ifade ettiler. Şimdi sormak gerekir: Mevlana mı ölü, yoksa biz mi ölüyüz?
Nice dirinin kapısı açılmazken “Ölü” denilen bu hikmetli şahsiyetlerin kabirleri neden dolup taşar?
Milletimizin güzel bir hasleti vardır. Dine, diyanete, millete ve devlete hizmet edenleri gönlünde yaşatır; kabirlerini ziyaret eder. Kısa zamanda onların bulunduğu yerler ziyaretgâha dönüşür.
Onlar her dem yeniden doğar. Meclislerde isimleri zikredilir, gönüllerde yaşamaya devam ederler. Ölümü Öldürürler.
“Ölen hayvan imiş/Aşıklar ölmez ” diyen Yunus’un sözü ne güzel bir hakikati ifade eder. Beden ölür, fakat hakikat üzere yaşayanlar ölmez. Âşıklar ölümsüzdür. Onlar ebediyet sırrına ererler. Tenler ölür canlar ölmez.
Türkçemizin........
