Türkiye Küresel Şirketlerin Yönetim Merkezi Olabilir mi?
Zaman zaman ekonomik dalgalanmalarla karşı karşıya kalsak da dünyanın büyük ekonomileri arasında yer alan, güçlü üretim altyapısı ve stratejik coğrafi konumuyla öne çıkan bir ülkeyiz.
Şüphesiz reel ekonomi ve üretim ekonomisi kalkınmanın temelidir. Ancak günümüz dünyasında yüksek katma değer ve kalıcı refah yalnızca üretimden doğmuyor.
Bugün dünyada ağır sanayisi veya büyük doğal kaynakları olmadığı halde, sadece çok uluslu şirketlerin yönetim merkezlerine ev sahipliği yaparak zenginleşen ülkeler var.
Bu küresel tercihlerin arkasında üç sacayağı yer alıyor: Hukuki güven, vergisel öngörülebilirlik ve hızlı bürokrasi.
Bugün İsviçre varlık güvenliğiyle, Lüksemburg uluslararası holding yapılarıyla, Dubai ise hızlı bürokratik süreçleri ve serbest bölgeleriyle küresel yönetim aklını ve uzman insan kaynağını kendine çekiyor.
Oysa haritayı açıp bakın; Batılı şirketlerden Rusya’ya, Çin’den Körfez sermayesine kadar dünyanın asıl coğrafi ve lojistik merkezinde biz duruyoruz.
Dünyanın tam ortasında durup, fon akışlarının ve küresel yönetim masalarının uzağında kalmamız mantıklı olabilir mi?
Coğrafi gücümüzü ekonomik avantaja dönüştürecek bütüncül bir stratejimizin olmaması düşünülebilir mi?
NİTELİKLİ HİZMET MERKEZLERİ GELİYOR
İşte tam bu noktada, geçen hafta Resmî Gazete'de yayımlanan 7582 sayılı Kanun ile ekonomi gündemimize oldukça kritik bir düzenleme girdi.
Bu adım, alışılagelmiş vergi teşviki paketlerinden çok daha farklı bir amaca hizmet ediyor. Düzenleme ile Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na yeni bir yasal statü ekleniyor ve "Nitelikli Hizmet Merkezi" adı altında stratejik bir yapılanmanın hukuki zemini kuruluyor.
Peki nedir bu Nitelikli Hizmet Merkezi?
En yalın ifadesiyle; dünya genelinde geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin; idari, finansal ve........
