menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1 Şubat 1935 Mahzun Ayasofya’dan, 24 Temmuz 2020 bahtiyar Ayasofya’ya

5 0
02.02.2026

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve sadece Allah’tan korkan kimseler gerçek mânada îmâr edebilir. Doğru yola ermiş olmaları umulanlar işte bunlardır.” (Tevbe Sûresi 18’inci âyet)

527-565 yılları arası görev yapan Bizans İmparatoru I. Jüstinyen (Justinianus) tarafından, 532-537 yılları arasında inşa ettirilmiş bir katedral olan Ayasofya, Peygamber Efendimiz’in daha 627 yılında “Hendek Savaşı” esnasında irad buyurdukları Hadis-i Şerif mûcibince feth edileceği müjdesini verdiği Konstantiniyye’de yapılmıştı. Demek ki Konstantiniyye ile birlikte Ayasofya’da fethedilecek ve fethin sembolü olacaktı.

Osmanlı Türk Devleti Hâkân’ları da bu övgüye mazhar olabilmek için birbirleriyle yarışırcasına defalarca kuşatma yaptılar.

Bunlardan Yıldırım Bâyezid Hân, dört sefer yaptığı kuşatmaların sonuncusunda hedefine kavuşacakken Allah’ı Teâlâ binlerce kilometre öteden Emir Timur’u başına musallat etmiş, böylece Sûltân Mehmet’e (Fâtih) yazılan Konstantiniyye’nin fethi Yıldırım’a nasib olmamıştı.

29 Mayıs 1453’te Sûltân Mehmed tarafından fetholunduktan sonra fethin sembolü olarak Ayasofya, camiye çevrilerek müslümanların ibâdetine sunulmuştu.

İşte bu Ayasofya’nın inşaatı, Tralesli (Aydın’lı) Amtiyanos ile Milet’li (Söke’li) Agios İsidoros adlı mimarlar tarafından 532 Şubat başında start vermesiyle 100 ustabaşı ve binlerce işçiyle eski yanan kilise kalıntıları üzerinde başlar.

Mimarların planına göre kilise; birbirleriyle 32 metre çapında kemerlerle bağlanacak olan dört kolon üzerine inşaa edilecek, üstü ise kubbe ile örtülecek, kenarlardan bel vermesin diye de su üzerinde yüzebilen hafiflikte özel tuğlalar kullanılacak, böylelikle ağırlık azaltılacaktı. Ayrıca iç alanın mümkün olduğu kadar geniş tutulması için ana kubbeye yanlardan iki yarım kubbe ilâve edilecekti.

Özellikli hafif tuğlaların birleştirilmesi için kozolona denilen volkan tüfü kullanılacak, oluşturulan harç (kalsiyum silikat) ile de tuğlalar birbirleriyle daha sıkı tutturulacaktı.

Bu şekilde yapılan imalatla 5 yılın sonunda dört kolonla birlikte 107 sütun’un ayakta tuttuğu 31,50 metre çapında 2000 ton ağırlığında kubbe ile örtülen, 49 metre yükseklikte (sonradan ilavelerle 55 metre 60 santime yükselecektir) 94 metre uzunluğunda ve 66 metre genişliğinde bir yapı ortaya çıktı ve 27 Aralık 537’de gösterişli bir törenle açıldı.

Ancak acelecilik pek çok aksaklığı da beraberinde getirmişti.. Daha inşaat sürerken mimarlardan Anthemius anlaşılamayan bir nedenle ölmüş, inşaat Isidoros’a kalmıştır. İsodoros, önüne çıkan pek çok aksaklığı deneme-yanılma sistemi ve el yordamıyla çözmeye çalışmış, bu durum bazı sütunların çatlamasına, bâzılarının yamulmasına neden olduğu gibi kubbeyi yerinden oynatmıştır.

Nihayet aradan 20 yıl geçmiştir ki 14 Aralık 557 yılında kubbe tamamen çöker. Bu arada diğer mimar İsedoros’ta ölür. Bunun üzerine hükümdar mimar olan yiğen İsedoros’u bu işi yapmaya zorlar ve mecbur kılar. Yiğen İsederos kolları sıvar işe girişir. Binbir güçlükle kubbeyi yapar fakat kubbe yine çöker.

Genç İsedoros sonradan anlar ki kubbe dairesel değil elips şeklindedir. Buna bir formül bulur. Kubbeyi 7 metre yükseltir altına 40 adet kemerli pencere koyar ve elips şekilde kubbeyi örer. Yetmez, bel veren kenar duvarların yıkılmaması için dikey payandalar yapar. Böylece amcasının yaptığı kubbe 20 yılda çökerken bunun yaptığı kubbe tâ Mimar Sinan’a kadar dayanır.

Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’nın yaptığı Sûltânahmet Camii kubbe çapı 33.6 metre ile Ayasofya kubbesinden daha geniştir. (Ayasofya kubbe çapı kuzey güney doğrultusunda 31,87 metre iken, doğu batı doğrultusunda ise 30,86 metredir.)

İstanbul Fâtih Sûltân Mehmed Hân........

© Haber7