menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hediye silahları bile ülkelerine sokamayanlar, kendilerini nasıl savunacak?

18 0
saturday

15 Temmuz hain darbe girişimi...

Doğu ve Güneydoğu'da terör belası...

Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs'ta, Ege'de, Suriye'de, Libya'da, Karabağ'da Somali'de varoluş mücadelesi...

NATO sadece dünya sahnesiydi. Türkiye ev sahibi olmasa da başroldü. Çünkü 20 yılı aşan gayret artık kimsenin göz ardı edemeyeceği bir ülkeye dönüştürdü Türkiye'yi.

Kat edilen savunma sanayii mesafesi NATO ürünü değildi ancak NATO, bu birikimin sahneye çıktığı, dünyaya sergilendiği bir platform işlevi gördü.

Ankara zirvesinin asıl anlamı da tam burada saklı. İttifak Türkiye'yi güçlendirmedi, güçlenen Türkiye'yi kabullenmek zorunda kaldı. Ve Türkiye sahnenin NATO’da devam edip etmemesiyle ilgilenmiyor artık. NATO’dan bağımsız bir platform bile çıksa Türkiye’nin elindeki kart baki. 

ARTIK KİM KİME MUHTAÇ?

Bildiri metninin kendisi bu tespiti doğrulayan bir dil taşıyor. Avrupalı müttefikler ile Kanada'nın Amerika'dan ayrı zikredilmesi, savunma yükünün paylaşılması gerektiğine dair tekrarlanan vurgu, elli milyar doları aşan yeni tedarik anlaşmaları, bunların hepsi aslında bir itirafın farklı cümleleri.

Otuz beş yıllık rahatlık döneminin sonuna gelindiğinin, Avrupa'nın kendi güvenliğini üretecek sanayi altyapısından yoksun olduğunun kabulü aslında.

Böyle bir tabloda Türkiye'nin konumu, geçen hafta da vurguladığımız üzere, dışarıdan yardım bekleyen bir müttefik değil, elindeki üretim kapasitesiyle pazarlık masasına oturan bir taraf haline geliyor.

KAAN, F-35 VE CAATSA SÜREÇLERİ

Zirvenin en çok konuşulan başlığı hiç şüphesiz F-35 ve CAATSA yaptırımları. Ancak burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekiyor.

F-35 programına dönüş, gerçekleşse bile Türkiye için nihai bir kazanımdan ziyade, geçiş döneminde kullanılacak bir araç olabilir.........

© Haber7