Gannuşi’nin Suçu!
Bir fikir adamı hapse girdiğinde, sadece o kişi hapsedilmez. Onunla birlikte taşıdığı bütün sorular, bütün itirazlar, bütün o yıllar boyunca sayfalara dökülen düşünceler de hapsedilir. Raşid Gannuşi, 3 Haziran 2026'da Tunus'ta müebbet artı otuz yıla çarptırıldığında mahkeme salonunda sadece seksen dört yaşında bir adam yoktu: modern İslami siyaset düşüncesinin en özgün seslerinden biri, en sert kararlardan biriyle susturulmaya çalışıldı. Müebbet artı otuz yıl. Seksen dört yaşındaki bir insana bu cümleyi kurmak, hukuki bir iddianın çok ötesinde, insanı hayatının geri kalanında mahkûm etmek, yani hücrede ölmesini buyurmak demektir. Bunu bir adalet sistemi değil, bir tasfiye iradesi yapar.
Gannuşi'nin entelektüel yolculuğunu anlamayan biri için bu hüküm, belki de bir siyasi hesaplaşmanın kaba biçiminden ibaret görünür. Ama o yolculuğu bilen, onun İslam siyaset düşüncesine ne tür bir katkı yaptığını takip eden biri için bu karar, çok daha derin ve çok daha karanlık bir şeyi işaret ediyor. Çünkü Gannuşi, onlarca yıl boyunca tam da bu soruyla boğuştu: İslami siyaset, özgürlükle nasıl bir arada durabilir? Dinî bir referans çerçevesi, çoğulculuğu nasıl içerebilir? Muhalefet hakkı, İslam'ın kendi iç mantığında nasıl temellendirilebilir? Bu soruları teorik egzersiz olarak değil, bizzat yaşayarak sordu… Sürgünde, yasaklarla, zindanın gölgesinde.
1970'lerde Gannuşi siyasi İslam'ın Batılı liberalizme mahkûm olmadan çoğulculuğu savunabileceğini yazıyordu. Bu, döneminin hem laik hem de İslami ana akımlarına karşı çıkmak demekti. İslam Devletinde Kamusal Özgürlükler adlı eseri, bu reddin en yoğun ifadesiydi. Orada savunduğu tez netti: İslami bir siyasi düzenin meşruiyeti, devletin İslami sembolleri taşımasıyla değil, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini fiilen........
