Bir asrın karanlığından sonra
Türkiye, bir asrı aşkın zamandır körlerin sağırları ağırladığı bir sofrada, batının uşağı yöneticilerin ve emperyalizmin uzantısı boğaz baronlarının gölgesinde yönetildi. Devşirme ideolojilerin eğreti tahtında, millet açlıkla, yoklukla ve acıyla sınandı; ebedi şeflerin gölgesinde bir kış mevsimi gibi uzun ve soğuk yıllar yaşandı.
Sonra, demokrasi adına vesayet zincirleriyle gelen darbeler, eli sopalı yönetimlerin karanlık geceleriyle ülkenin ufkunu örttü. Bin yıl sürecek denilen ceberut dönem, okyanus ötesinden tayin edilen sipariş başbakanların ve bakanların kukla oyununa dönüştü. Bir asırlık en kıymetli zamanlarımız, darbeler ve terör belalarıyla çarçur edildi; milletin alın teri emperyalistlerin sofrasına meze yapıldı.
Kur’an’a “gökten indiği sanılan doğmalar” gözüyle bakan kör ve şaşıların elinde, millet gazel döken yapraklar gibi kendi benliği ve kimliğinden uzaklara savruldu. Ezan Türkçe okutuldu, camiler kapatıldı, İslami eğitim kurumları susturuldu. Devrimcilik ve ilericilik hayaliyle tek tip, ateist inançsız bir gençlik yetiştirilmeye çalışıldı. Boynumuza laiklik halkası........
