menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bal arısından insana: Dijital hayat için ahlâk ölçüleri

4 0
yesterday

Küçücük bir canlıdır bal arısı. Kanatlarının taşıdığı yük hafif görünür; bize öğrettiği hakikat ise bir ömre yetecek kadar büyüktür.

Çiçekten öz alır, onu bala dönüştürür. Temiz olana yönelir, güzel olanı üretir, konduğu yere zarar vermez ve ardında fayda bırakır.

Kur’an-ı Kerim’in bal arısından söz ederken bizi tefekküre çağırması boşuna değildir:

“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine evler edin. Sonra her türlü meyveden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara koyul. Onların karınlarından çeşitli renklerde bir içecek çıkar ki onda insanlar için şifa vardır.  Şüphesiz bunda, sistemli bir şekilde düşünen kimseler için kesin bir delil ve ibret vardır.” (Nahl, 16/68-69)

Ayet-i kerimede dikkat çekici bir sıra vardır. Arıya nerede barınacağı, nereden besleneceği ve hangi yollardan yürüyeceği gösterilir. Sonunda ortaya bal çıkar; insanlara fayda veren, şifaya vesile olan bir nimet.

Kaynak temizdir, yol bellidir, üretim faydalıdır ve sonuç şifadır.

Peygamberimiz de müminin hâlini bal arısına benzetir:

“Mümin bal arısına benzer; temiz olanı yer, temiz olanı üretir, temiz yere konar, konduğu yeri ne kırar ne de ifsat eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 199)

Bu benzetme, hayatın tamamını kuşatabilecek bir ahlâk ölçüsü sunar: Temizden beslenmek, güzeli üretmek, temiz yere konmak, konduğu yeri incitmemek, şifa ve fayda bırakmak.

Bu beş ölçü evde de geçerlidir, okulda da, iş yerinde de, sokakta da, dijital dünyada da. İnsan telefonunu eline aldığında ahlâkını bir kenara bırakmaz; ekranda yazan, paylaşan, seyreden ve yorum yapan da aynı kişidir.

Ahlâk, insanın nereye giderse gitsin yanında taşıdığı hâlidir.

NEYLE BESLENİYORSAK ONA DÖNÜŞÜYORUZ: TEMİZDEN BESLENMEK

Bal arısı seçicidir. Her yere konmaz, her kokunun peşinden gitmez, her renge aldanmaz. Özünü alacağı kaynağı seçer.

Bizim de bir beslenme düzenimiz vardır ve bu düzen sofrayla sınırlı kalmaz. Göz, kulak, zihin ve kalp de beslenir. Ne okuyorsak, ne dinliyorsak, ne seyrediyorsak, kimlerin sözüne uzun süre maruz kalıyorsak zamanla onlardan izler taşımaya başlarız.

Midemize giren lokmayı seçerken gösterdiğimiz hassasiyeti, aklımıza ve kalbimize giren şeylerde de göstermemiz gerekir.

Dijital çağ bu seçiciliği daha önemli hâle getirdi. İçerikler artık bizi beklemiyor; ekranımıza kadar geliyor. Bir video diğerini çağırıyor, bir haber başka bir habere açılıyor, bir merak yeni bir merakı doğuruyor. Algoritmalar önümüze durmaksızın yeni seçenekler getiriyor. Burada irademizi hatırlamamız gerekiyor: Her gördüğümü izlemek zorunda mıyım? Her tartışmaya katılmalı mıyım? Her haberi öğrenmem gerekiyor mu? Her merakın peşinden gitmek bana iyi geliyor mu? Bunlar dijital çağın basit, fakat hayati muhasebeleridir.

Helal hassasiyeti de burada daha geniş bir anlam kazanır. Göze giren görüntünün, kulağa ulaşan sözün, zihne yerleşen bilginin ve kalbe düşen duygunun da bir ahlâkı vardır.

Araç yenilenir, mecra genişler, erişim hızlanır. Helal ile haram, edep ile taşkınlık, hayır ile israf arasındaki ölçü ise geçerliliğini korur. Helal daire, iç dünyamızı berrak tutan, bizi koruyan ve hayatımıza istikamet kazandıran geniş bir emniyet alanıdır.

Şu hikmetli ölçü bu genişliği güzel biçimde ifade eder:

“Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”

Fıtrî ihtiyaçlarımızı meşru, temiz ve huzurlu yollarla karşılayabildiğimiz bu alan bize ferahlık ve güven verir. Dijital dünya da aynı ölçünün içindedir. Önümüze çıkan bir içeriğin ulaşılabilir olması, onun faydalı, temiz ve bize uygun olduğu anlamına gelmez.

Helal ile haram arasındaki sınırın yanında, şüpheli alanlara karşı gösterilecek dikkat de önem taşır. Peygamberimizin şu hadis-i şerifi bu hassasiyetin çerçevesini çizer:

“Helal bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında insanların çoğunun bilmediği şüpheli şeyler vardır. Şüpheli şeylerden kaçınan, dinini ve ırzını korumuş olur...” (Buhârî, Îmân, 39)

Dijital hayatta da kimi içerikler tam bu sınırda durur. Açık bir kötülük taşımadığı hâlde iç dünyamızı bulandırabilir, vaktimizi tüketebilir, nefsimizi kışkırtabilir veya merakımızı ölçüsüzleştirebilir. İşte burada ihtiyat ahlâkı devreye girer.

İhtiyat, muhtemel tehlikeyi önceden fark ederek zarardan sakınma ve en emin yolu seçme ferasetidir; dijital dünyada kalbin emniyet şeridi gibidir. Bir bakıma pratik bilgeliktir. Doğru olanı bilmenin yanında, karşılaştığımız anda hangi tercihin kalbimizi, vaktimizi, hayâmızı ve istikametimizi koruyacağını da tartmayı gerektirir. Küçük görünen bir tercihin bizi nereye taşıyabileceğini hesaba katmak da bu dikkatin parçasıdır.

Mümin yalnız düştüğü çukuru fark etmez; o çukura götüren patikayı da tanımaya çalışır. Bazı içeriklerden uzak durmak, bazı tartışmalara girmemek, bazı görüntülerde oyalanmamak ve bazı merakların peşinden gitmemek bu uyanıklığın doğal sonucudur.

Kendimizi tanıdıkça hangi içeriğin nefsimizi kabarttığını, hangi tartışmanın dilimizi sertleştirdiğini, hangi akışın vaktimizi erittiğini, hangi görüntünün zihnimizde tortu bıraktığını daha kolay fark ederiz. Böylece sınırı aştıktan sonra duyacağımız pişmanlık yerine, sınır yaklaşırken yönümüzü değiştirmeyi öğreniriz.

Bal arısının seçiciliği bize aynı inceliği hatırlatır:

Her ulaşılabilir şey, alınması gereken şey değildir.

Güvenilir, faydalı ve hakikate yönlendiren bilgi aklı berraklaştırır, kalbi besler. Yanlış veya çarpıtılmış bilgi ise zanna, acele hükme, iftiraya ve fitneye kapı aralayabilir. Ne okuduğumuz kadar neyi doğru kabul ettiğimiz, neyi izlediğimiz kadar neyi zihnimizde tuttuğumuz, neyi öğrendiğimiz kadar neyi başkasına aktardığımız da önemlidir.

Dijital içerik ahlâkı, neyi tüketeceğimizi belirlediği kadar neyi çoğaltacağımızı da belirleyen bir........

© Haber7