İmam Gazzâlî’ye göre nûr estetiği, ışık, idrak ve görme terbiyesi
İmam Gazzâlî’nin (r.h.) Mişkâtü’l-Envâr’da (Varlık – Bilgi – Hakikat, trc.: Mahmut Kaya, Klasik, İstanbul 2016) kurduğu nur anlayışı, yalnızca ışığın mahiyetini açıklamakla kalmaz; İslâm tasavvurunda varlık, idrak, kozmoloji ve sanat arasındaki derin ilişkiyi de görünür kılar.
İmam Gazzâlî için nur, önce görünen ve gösteren şeydir fakat hakikati bundan ibaret değildir. Nur, eşyayı açığa çıkaran, gözü görür kılan, aklı uyandıran ve nihayet varlığı Allah’a nispetle anlamlandıran temel ilkedir.
Nurun ilk anlamı, herkesin bildiği duyusal ışıktır: Güneş gibi hem kendisi görülen hem de kendisiyle başka şeylerin görüldüğü şey nurdur. Renkler, şekiller, miktarlar ve yüzeyler onunla açığa çıkar. Işık yoksa bunlar belirsizleşir. Bu bakımdan duyusal âlem, ışıkla görünürlük kazanır.
İmam Gazzâlî’ye göre görmenin gerçekleşmesi için yalnız dıştaki ışık yetmez; gören gözün nuruna da ihtiyaç vardır. Kör için güneşin parlaması, görünürlüğü tamamlamaz. Demek ki nur, sadece dışarıdaki aydınlık değil, içteki görme kudretidir. Bu yüzden Gazzâlî, “gözün nuru”ndan söz eder. Nur hem görüleni açığa çıkarır hem de göreni görmeye hazır hâle getirir.
Bu noktadan sonra mesele duyudan akla yükselir. İnsanda bir dış göz, bir de iç göz vardır. Dış göz şehâdet âlemini, yani duyularla algılanan dünyayı görür. İç göz ise melekût âlemine, yani varlığın daha derin, nuranî ve ruhânî mertebelerine açılır. Dış gözün güneşi duyusal güneştir; iç gözün güneşi ise Kur’ân’dır. Güneş olmadan dış göz eşyayı göremediği gibi, ilahî........
