menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayalin eşiğinde hakikat: Yûsuf Kıssası’ndan edebiyata

44 0
08.04.2026

İbn Arabî’ye göre Hz. Yûsuf’un (a.s.) kıssasında hakikat baştan itibaren verilir; fakat çıplak değil, sembolik bir kıyafet içinde. Yani hadise, tarihsel akışıyla değil; hayalin kurduğu kozmik sahnede görünür. Bu yalnız peygamber rüyasının değil, büyük edebiyatın da asli çalışma biçimidir. Büyük metinler, olayı olduğu gibi aktarmakla yetinmez; onu daha geniş bir mânâ ufkuna taşıyan sembollerle kurar.

Burada dikkat edilmesi gereken incelik şudur: İbn Arabî’de hayal, hakikatten kopuk bir kurgu alanı değildir. O, varlık ile yokluk arasında berzahî bir mertebedir; ne bütünüyle maddîdir ne de tamamen soyut. Bu yüzden hakikatin görünmesi için en elverişli geçitlerden biridir. Cebrâil’in bir insan sûretinde görünmesi bunun en açık misalidir: Görülen bir insandır; fakat hakikatte o, Cebrâil’dir. Demek ki sûret ile hakikat arasında kopuş değil, bir tezahür düzeni vardır. Sûret, hakikatin görünme biçimidir.

Ârif olan sûrette durmaz; sûretten mânâya geçer. Edebiyat okurundan beklenen de budur. Kelimeyi yalnız kelime, kişiyi yalnız kişi, sahneyi yalnız sahne olarak görmek yetmez; onların içinde dolaşan mânâyı sezmek gerekir. Çünkü metin, görünenin ardına açılan bir kapıdır.

Bu noktada İbn Arabî’nin şu hükmü belirleyicidir: Âlem gölgedir. Dünya, Hakk’a nisbetle bir gölge gibidir; vardır ama kendi başına kaim değildir. Görülür ama bağımsız değildir. Bu düşünce edebiyat için son derece verimlidir. Çünkü edebî metin de hakikatin kendisi değil; onun gölgesi, aksı, yankısıdır. Ama bu, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, gölge sahibine........

© Haber Vakti