menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarih tekrar mı ediyor? Sykes-Picot'dan bugüne

18 0
26.02.2026

Ortadoğu’da hiçbir temas, hiçbir açıklama, hiçbir “itiraf” sıradan değildir. Her cümle ya bir mesajdır ya da bir mayın.

Son günlerde dile getirilen iddialar; PKK ile İsrail arasında Kıbrıs ve Malta’da gerçekleştiği öne sürülen temaslar, “özerk bölge” teklifleri ve buna verilen cevaplar… Bunlar doğru ya da yanlış olabilir. Fakat asıl mesele, bu iddiaların işaret ettiği jeopolitik akıldır.

Çünkü Ortadoğu’da mesele hiçbir zaman sadece bir örgüt değildir. Mesele, örgütler üzerinden kurulan denklemdir.

1916’daki Sykes-Picot Anlaşması ile bölge cetvelle bölündü. O gün Araplara verilen “milli devlet” vaatleri, imparatorluğun çözülmesi için kullanılan bir kaldıraçtı. Sonuç ne oldu? Parçalı, kırılgan, birbirine güvensiz devletçikler. Ve bu kırılganlığın üzerinde yükselen dış müdahaleler.

Bugün sorulması gereken soru şu: Aynı yöntem, farklı aktörler üzerinden yeniden mi deneniyor?

“Dört ülkede 80 milyon nüfusunuz var ama devletiniz yok” cümlesi, sadece bir sitem değildir. Bu, bir kışkırtma cümlesidir. Bir stratejik dürtmedir. Devlet vaadi, tarihte defalarca bir halkın önüne konmuş en tehlikeli yemdir. Çünkü o vaadin arkasında çoğu zaman istikrar değil, kontrollü kaos vardır.

TERÖR, VEKÂLET VE KAOS ÜZERİNDEN KURULMAK İSTENEN YENİ DÜZEN

Ortadoğu’da “özerklik” söylemi çoğu zaman şu formülle ilerledi:

Önce kimlik vurgusu keskinleştirilir.

Sonra mağduriyet anlatısı büyütülür.

Ardından güvenlik boşluğu oluşturulur.

Ve nihayetinde “insani müdahale” zemini hazırlanır.

1990’larda Irak’ın kuzeyinde oluşturulan “uçuşa yasak bölge” ve Çekiç Güç tecrübesi hafızalardadır. Güvenlik söylemiyle girilen coğrafyalar, çoğu zaman kalıcı nüfuz alanlarına dönüştü.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde attığı adımlar; İHA ve SİHA teknolojileriyle sahada oluşturduğu caydırıcılık, yalnızca askeri başarı değildir. Bu, Türkiye’yi oyunun piyonluğundan çıkarıp oyun kurucu pozisyonuna taşıyan bir dönüşümdür. Sert güç (hard power) ile sahada var olan, diplomasi ve insani yardım diplomasisiyle (soft power) etki alanını genişleten bir Türkiye, bölgesel dengeleri yeniden tanımlamaktadır.

Tam da bu yüzden Türkiye’nin güçlenmesi bazı projelerin önünde engeldir.

BÜYÜK İSRAİL TARTIŞMASI VE ORTADOĞU GERÇEĞİ

“Büyük İsrail” fikri, bazı radikal ideolojik çevrelerin literatüründe yer alan bir tahayyüldür. Ancak devlet politikaları ile ideolojik mitolojiyi ayırmak gerekir. Aksi halde analiz, duygusal bir sloganın ötesine geçemez. Gerçek jeopolitik akıl, romantik haritalarla değil; çıkar, güvenlik ve denge hesaplarıyla çalışır.

Fakat şu da bir gerçektir: Ortadoğu’da etnik fay hatları, dış aktörler tarafından tarih boyunca kullanılmıştır. Kürtler de, Araplar da, Türkmenler de, Farslar da bu satrançta zaman zaman piyonlaştırılmıştır.

ORTADOĞU’DA DEVLET VAADİ, KAOS GERÇEĞİ

Bir halkın kaderi, gerçekten o halkın özgür iradesiyle mi yazılacak, yoksa küresel güçlerin vekâlet projeleriyle mi?

PKK’nın Türkiye içindeki şiddet geçmişi, binlerce cana mal olmuş bir trajedidir. Türkiye’nin “terörsüz” bir gelecek arayışı ise yalnızca güvenlik meselesi değil; toplumsal barış meselesidir. Eğer bölgede yeni bir denklem kurulacaksa, bu denklem silahla değil siyasetle kurulmalıdır.

İçeride barışı güçlendirmeden dışarıdaki projeleri boşa çıkarmak mümkün değildir. Çünkü dış müdahale en çok iç kırılganlıktan beslenir.

Ortadoğu’da asıl devrim, haritaların değişmesi değil; zihinlerin özgürleşmesidir.

Gerçek bağımsızlık, bir başka gücün stratejik planına eklemlenmek değil; kendi kaderini kendi aklıyla tayin edebilmektir.

Tarih bize şunu öğretti:

Bölge halklarına vaat edilen her “büyük proje”, sonunda daha büyük acılar üretti.

Bugün yapılması gereken şey; duygusal reflekslerle savrulmak değil, soğukkanlı bir stratejik bilinçle hareket etmektir. Türkiye güçlü olabilir. İsrail güçlü olabilir. İran güçlü olabilir. Ama kalıcı olan güç değil; istikrardır.

Ve istikrar, vekâlet savaşlarıyla değil; karşılıklı egemenliğe saygıyla kurulur.

Ortadoğu yeni bir yüzyıla giriyor.

Ya yine başkalarının yazdığı senaryoda figüran olacağız,

Ya da kendi hikâyemizi, kendi irademizle yazacağız.


© Haber Vakti