menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

4 Nisan 1997... Bu dünyadan bir Alparslan Türkeş geçti

26 0
06.04.2026

4 Nisan 1997.. Bu dünyadan bir Alparslan Türkeş geçti

Yıl 1917.. İngiliz kuvvetleri komutanı General Allenby’nin; "Bugün haçlı seferleri zaferle sona ermiştir" diyerek Kudüs’e girmesinden sadece 10 gün önce 25 Kasım 1917'de İngiliz işgâli altındaki Kıbrıs'ta, bizim de ziyaret etme fırsatı bulduğumuz Lefkoşa Haydarpaşa Mahallesi Kirlizâde sokak 13 nolu mütevazı iki katlı evde (Alparslan Türkeş Müzesi) Ahmed Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanımın bir erkek evlatları olur.

Ezan ve kâmetle adını Ali Arslan koydukları bu yavrunun ismi, gittiği rüşdiye mektebindeki hocası Osman Zeki Bey tarafından Alparslan olarak değiştirilir.

Dedesi Arif Ağa; 1860 yılında Türkmenlerin Avşar boyundan olan Telpoşlar sülâlesinin Koyunoğlu ailesini, Kayseri’nin “Aziziye”, bugünkü adıyla “Pınarbaşı” ilçesine 6 km. mesâfedeki Yukarı Köşkerli köyünden kaldırıp Kıbrıs’a getirdiği gibi, 15 yaşına gelen genç Alparslan’da askerî okulda okumak arzusuyla 1887 Lefkoşa doğumlu babası Ahmet Hamdi Bey’i ailesiyle birlikte İstanbul'a getirmeyi başarır. 21 Haziran 1934'te çıkartılan 2525 sayılı soyadı kanunluyla da “TÜRKEŞ” soyadını alırlar.

Alparslan Türkeş , 1936'da Kuleli Askeri Lisesinden, 1938'de Harbiyeden teğmen rütbesi ile mezun olur. Mezun olmasına olurda son Türk toprağı Anadolu’da bir şeyler ters gitmektedir. Bu “Asil Millet” haketmediği bir şekilde örfünden-anânesinden, dîninden-diyânetinden koparılmak istenmekte, bunun için İslâm’ın son kalesinde akla hayale gelmeyen uygulamalar yapılmaktadır.

Ülke; Hac yolları kapatılarak hacca gitmenin yasaklandığı, Kur’an kurslarının kapatıldığı, âlimlerin sindirildiği, ezanların değiştirildiği, evde Kur'an seccade bulundurmanın suç olduğu bir dönemden geçmektedir. Alenen dinsizlik ve komünizm propagandası yapan dergiler ortalıkta dolaşmakta, Milli Eğitim Bakanı eliyle okullarda ücretsiz dağıtılmaktadır.

İşte tam bugünlerde; ailesi tarafından millî ve muhafazakar hassasiyetlerle yetiştirilmiş, ömrünü Allah'a, millete ve vatanına adayarak, bunu kendisine dâvâ edinen genç bir teğmen olan Alparslan Türkeş; bir avuç inanmış arkadaşıyla ülkedeki gelişmeleri ibretle takip ediyor, bir şeyler yapabilmenin arayışını sürdürüyordu. Bu zulme karşı çıkılmalıydı.

Önce Nihal Atsız, çıkardığı Orhun Dergisinin 1944 Mart ve Nisan sayılarında ardı ardına Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na hitaben iki açık mektup yayımladı. Mektuplarında Ahmed Cevat Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel'in açıkça Marksist-Komünist dergiler bastıklarını, bu dergilerinde Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından bütün okullarda dağıtıldığını, dolayısıyla Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'in istifa etmesi gerektiğini yazdı.

Zâten, dinsizlik propagandalarının hüküm sürdüğü, ancak kimsenin gıkını çıkaramadığı bir ortam yaşanıyordu. Kapatılan cami ve Kur'an Kursları yüzünden halkın içten içe hükümete bilendiği bir dönemde bu ikinci açık mektup, Millî çevreler içinde komünistlere karşı büyük bir galeyana sebep oldu. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok şehirde, komünist Sebahattin Ali nezdinde hükümet aleyhine gösteriler başlayınca Sabahattin Ali, Atsız hakkında dâvâ açtı.

Atsız, açılan hakaret dâvâsına katılmak için Ankara'ya gittiğinde tren garında coşkulu bir kalabalık karşıladı. Dâvânın 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk duruşmasında olaylar çıktı. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci duruşmaya üniversite öğrencileri alınmayınca gösteriler başladı ve yüzlerce kişi tutuklandı.

Komünist Rusya lideri Stalin, Atsız, Türkeş ve arkadaşlarının komünizme, din düşmanlarına karşı halkı harekete geçirmesinden çok ürkmüş, millî uyanışın kendi işgâl altında tuttuğu Türklere sirayet etmesinden korkarak önce Türkiye'ye en yakın konumdaki Kırım Türklerinin tamamını 18 Mayıs 1944'te hayvan vagonlarında Sibirya’ya sürmüştü.

Ertesi gün 19 Mayıs’tı. Ankara’da yapılan törenlerde Millî Şef İsmet İnönü yaptığı konuşmada, Stalin'e şirin gözükmek için bu bir avuç millet sevdalısını ağır şekilde eleştirmiş bu konuşmadan sonra halkı kışkırtmakla suçlanan Alparslan Türkeş ve arkadaşları tutuklanmıştı.

Bu arada Türkeş dâhil bütün sanıklar, sorgularında tabutluk diye adlandırılan hücrelerde işkenceye tâbi tutuldular. Özellikle Türkeş Tophane’deki Askeri Ceza Evi’nde ırkçı ve Turancı olduğunu, hükûmeti devirmeye çalıştığını itiraf etmesi için hücrelerde işkence gördü.

Baskı ve işkenceler altında 7 Eylül 1944 günü duruşma başladı. Kasıtlı olarak halkın gözünde itibarlarını düşürmek için "Irkçılık-Turancılık davası" adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam etti ve 29 Mart 1945 tarihinde mahkeme sanıklardan Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar.

Ancak Türkeş İstanbul 2........

© Haber Vakti