menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tuhaf bir gece

30 0
02.08.2026

Kütüphanede sabahlamak… Son haftalarda peşine düştüğü merak ve hayretin… Anlamak kaygısından öte… Örtülerin altındakini keşfetmek arzusuna dönüşmesiydi. Orta yaş basamaklarına tırmanan Nihat için… Küresel yapıların, oluşumların köklerini öğrenmek büyük mesele haline gelmişti. İzini sürdüğü her cereyan yahut kişi bir başka esrarın eşiğine bırakıyordu. İşte… Böyle hummalı bir okuma gecesinin yorgun düşürdüğü Nihat… Ciltlerce kitabın yığılı olduğu masanın üzerinde… Ağırlaşan göz kapaklarına daha fazla söz geçiremedi. Saniyeler sürecek kadar bir iç geçmesinden, hırıltılılar eşliğinde odayı çınlatan sesle irkilerek sıyrıldı.

Paracelsus: Dışarısını gördünüz mü? İnsanlar pırıl pırıl camdan levhalara bakıp ruhlarını cebe sığdırmışlar. Bizim asırlar önce âlemde aradığımız "Quinta Essentia"yı, yani özü, silikon yongalarıyla bulduklarını sanıyorlar. Fakat hâlâ hastalar, hâlâ ruhları çürük ve hâlâ ölümden korkuyorlar. Tıp dedikleri o kaskatı mekanizma, insanı bir et yığını sanmaktan öteye gidememiş!

Madam Blavatsky: Ah, Philippus Aureolus... Sen hâlâ o Alman dağlarındaki simyacı ocağının başından dönemedin. İnsanlar değişti mi sanıyorsun? Hayır. Sadece maskeler ve kisveler değişti. Eskiden kilisenin kör karanlığındaydılar, şimdi bilimin ve rakamların dogmatik zindanındalar. Gizli Bilgelik –o kadim Doğu’nun saklı hazinesi– yine o gürültünün arasında kayboldu. Teozofi’yi yaymak için paralanan sesim, bugün telefon denen o sihirli kutularda kaybolan yankılardan farksız. Kimse asıl olanı, yani Akasha'nın derin kayıtlarını aramıyor; herkes dedikodu peşinde…

Albert Pike: Sakin olun, saygıdeğer meslektaşlarım. Kaos, her devrin mukadderatıdır. İnsanlık aklıselimden uzaklaştıysa, bu düzenin kurucularının zayıflığından değil, kalabalıkların ağırlığındandır. Masonluk tapınaklarında biz asırlar boyunca bu günü, bu aklın ve ahlakın çözülüşünü resmetmedik mi? Bugün o camdan levhalara bakanlar, ellerindeki gücün simgesini dahi bilmiyorlar. İnsanlık bir inisiyasyondan geçiyor; ama sınıfta kalıyorlar. Akıl ile inanç arasındaki köprüyü yıktılar, şimdi enkaz altında ağlıyorlar.

Paracelsus: Köprü mü bıraktınız Albert? Sen simge dedikçe içim daralıyor. Sembol dediğin, ancak gerçeğin üzerindeki bir örtüdür. Örtüyü kaldırmadın ki! Sen ve senin o soylu(?) localarınız, sırrı kilit altındaki odalara hapsettiniz. Ben doğanın kendisini kitap bildim; bir yaprağın damarında, bir madenin eriyişinde gördüm Tanrı'yı. Siz ise masonik cetvellerle ruhu ölçmeye kalktınız. Doğa, kabinlere sığmaz!

Madam Blavatsky: Haklısın asabi doktor! Bunlar hep erk, hep otorite, hep hiyerarşi peşinde. İsis’in duvağını bile kendi kollarının uzunluğuna göre dikmeye çalıştılar. Oysa gerçek evrenseldir; ne Roma’nın papası, ne de Charleston’un Yüksek Komiseri onu tapınaklarına hapsedebilir. Bugün internet dedikleri o dipsiz kuyu var ya? İşte o, kolektif bilincin lağım çukuru ile tapınağı........

© Haber Vakti