Ahlaksızlık krizi
“…Edeceğiz, …cağız, ‘Yaptık, yine yaparız’ dedik dedik sonunda geldiğimiz nokta ortada. Buradan çıkmak da o kadar kolay olmayacak. Yolsuzluk, ahlaksızlık, uyuşturucu adeta metastaz yapmış durumda. Bu kriz ne kadar uzun sürerse sonuçları da o kadar vahim olur. Bu mayınlı tarlaya troller sürenler, rüzgâr ekip fırtına biçerler. Toplum bunu daha çok tartışmaya başlar ve konu kör dövüşüne dönüşür. Söylenti, kargaşanın ikiz kardeşidir. Korkarım birileri kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşuyorlar. Hadi bugün kendinizi kurtardınız; dinî günü, ahiret hayatını, cennet ve cehennemi, ölümü ve sonrasını, İlahi Adalet Divanı'nı hiç mi aklınıza getirmiyorsunuz? Ne gerçeği gizleyelim ne de insanlara yapmadıkları bir şeyi isnat edelim. Yoksa bugünkü işler, şüyuu vukuundan beter bir hâle gelir. Allah zalimlerin, ahlaksızların belasını versin. Adil şahitler olalım; haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olalım. Zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa... Bir kişiye, topluluğa veya kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin. Bu, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler içindir. Şimdi bu bilgiler ışığında, anlatacaklarıma bir göz atabilirsiniz.
Gün gelir, denizi asasıyla yarıp geçen Hz. Musa; başka bir gün Yavuz Sultan Selim’in 13 günde geçtiği yolu 40 yılda geçemez! Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi sırasında “geçilemez” denilen Sina Çölü’nü (Tih Çölü) 13 günde aştı. Çöl yürüyüşü 9 Ocak 1517 ile 22 Ocak 1517 tarihleri arasında gerçekleşti. Güzergâh, yaklaşık 300 kilometrelik zorlu bir yoldu. Susuzluğu ve sıcağı önlemek için gündüzleri dinlenilip geceleri yüründü. Yavuz Sultan Selim, ordusunun moralini yüksek tutmak için bu zorlu yolda yürüyerek ilerledi.
Hz. Musa önderliğindeki halk, Sina’dan ayrılıp mukaddes topraklara doğru yola çıktığında bölgede ilkbahar mevsiminin sonları yaşanmaktaydı ve bu yolculuk 40 yıl sürdü. Denizi geçen Hz. Musa ve Hz. Harun, çölde yürürken de aynı Hz. Musa ve Hz. Harun’du. Hz. Musa kavmine, vadilerinden bal ve süt akan bir yerden söz ediyordu. Ne kendisi ne kardeşi Harun ne de o denizi geçenlerin tamamına yakını Kudüs’ü göremedi. Hz. Musa, “Dün yaptık, bugün yine yaparız” demedi. “Sizi şu kadar günde Kudüs’e ulaştıracağım” da demedi. O zaman oraya varıp varmayacaklarını Allah’tan başka kim bilebilirdi ki? Kaldı ki kadere, rızka ve ecele hükmeden Hz. Musa değildi. Belki de o kavmin liyakati, ilahi tecellinin vesilesi olmuştur. Kavmin sürekli müfsit sorularla ve itirazlarla Hz. Musa’yı bıktırması bu sonucun sebebi olmuştur.
Kehf Suresi’ndeki “İnşallah” uyarısı da bu açıdan ibretlidir. Bu olay, Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammed’e (s.a.v.) peygamberliğini sınamak için Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları), Zülkarneyn ve ruh hakkında sorular sorması üzerine yaşanmıştır. Peygamber Efendimiz “Size bunların cevabını yarın vereceğim” demiş ancak “İnşallah” demeyi unutmuştur. Bunun üzerine vahiy bir süre (rivayetlere göre 15 gün) gecikmiş, ardından bu durumun hükmünü ve adabını açıklayan şu ayetler inmiştir. (Kehf 23-24): “Hiçbir şey için, Allah’ın dilemesine bağlamaksızın ‘Ben bunu yarın mutlaka yapacağım’ deme. Ancak ‘Allah dilerse (inşallah) yapacağım’ de. Unuttuğun zaman Rabbini an........
