15 Temmuz'a giden ince-uzun yol!
“Demokrasi ve Millî Birlik Günü” filan değil, kökü mazide olan matruşka bir ultrapostmodern bir “darbe” girişimidir. O gün Meral Akşener “Yurtta sulh, cihanda sulh konseyi”nin desteği ile başbakan olmadı ama bakalım bugün cumhurbaşkanı yardımcısı olabilecek mi, göreceğiz. 15 Temmuz 2016 darbe girişimine giden süreç, Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve askerî dinamiklerinde uzun bir birikimin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreç, özellikle 2000’li yıllarda hükûmet ile Fetullah Gülen hareketi (FETÖ) arasındaki ilişkilerin değişimi, siyasi kutuplaşma, ordu içindeki yapılanmalar ve yargı-medya eksenindeki gerilimlerle şekillenmiştir. Aşağıda, 15 Temmuz’a giden süreci kronolojik olarak, tarafsız bir şekilde, “ağyarına mani, efradına cami” bir şekilde özetlemeye çalışacağım. 1991 SSCB’nin dağılmasından 15 Temmuz’a, o günden bugüne, bugünden sonra nereye diye kronolojik olarak bakmamız gerek ki gerçeği yakalayalım. Yoksa sıcak olayları gözünüze çok yaklaştırırsanız tıpkı kibrit çöpünü gözüne çok yaklaştıran adam gibi arkasındaki ormanı kaybederiz. 28 Şubat'ı da 15 Temmuz'un da tarafları ne yazık ki gerçeği tam olarak ortaya koymadılar. RP’liler, 28 Şubat davasına müdahil bile olmadılar. Ne medya ne siyasiler olayların üzerine adil bir şekilde gidemediler. Aslında BÇG ve FETÖ aynı paranın iki yüzüdür. SSCB’nin dağılmasının ardından NATO için “Tehlikenin rengi kırmızıdan yeşile” döndü. NATO ülkelerine paralel olarak da Türkiye’de, özellikle Kemalist çevrelerde ve TSK’de İslam'a karşı negatif bir hassasiyet oluştu. İslamofobi aslında Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi'nin romanı “Şeytan Ayetleri” isimli romanının 26 Eylül 1988'de İngiltere’de yayımlanması ile İslamofobi süreci de başlatılmıştı. SSCB’nin dağılmasından itibaren TSK içinde zaten irtica ve şeriata karşı laikliği, Atatürk ilke ve inkılaplarını savunmak üzere kayıt dışı bir örgütlenme mevcuttu. Ve bu derin yapı, ÇYDD ve ADD üzerinden, Cumhuriyet gazetesi ve CHP üzerinden faaliyetlerini sürdürüyordu. Bu yapı 28 Şubat 1997 sürecinde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde BÇG adı ile resmî olarak Çevik Bir liderliğinde, irticai faaliyetleri izlemek gayesi ile örgütlendi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), 21 Şubat 1989’da, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ise ÇYDD’den 2 ay, Şeytan Ayetleri'nin yayımlanmasından 5 ay sonra 19 Mayıs 1989 tarihinde Muammer Aksoy'un kurucu başkanlığında hayata geçirildi. 1962’den beri aktif olan Gülen hareketi, 1991’den itibaren CIA / RAND Corp. ile birlikte çalışmaya başladı. Graham Fuller bu yapılanmada, bu merhalede kilit isimdi. Gülen'in eski dönemlerinde MİT’çi Fuat Doğu, Yaşar Tunagör, Kasım Gülek, Ecevit ve Demirel kilit isimlerdir. Gülen “Yeşil Kuşak” projesinin önemli aktörlerinden biridir. AK Parti de BOP ile aslında o süreci Osmanlı sınırlarına kadar genişletti. 3 Kasım 2002’de AK Parti, Genç Parti'nin barajı aşamaması üzerine, muhalefetin büyük oy kaybı sonucu 4,3 oyla tek başına iktidar oldu. Erdoğan, 26 Mart 1999 tarihinde cezaevine girmiş, 24 Temmuz 1999 tarihinde tahliye olmuş ve siyasi hakları (milletvekili seçilme yeterliliği) 31 Aralık 2002 tarihinde cumhurbaşkanı tarafından onaylanan anayasa değişikliğiyle iade edilmiştir. Aldığı ceza nedeniyle ömür boyu siyasi yasaklı konumuna gelen Erdoğan, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AK Parti tek başına iktidar olmasına rağmen milletvekili adayı olamadı. Hatta “artık muhtar bile olamaz” yorumları yapılıyordu. Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM'de AK Parti ve CHP'nin ortak desteğiyle anayasanın 76. maddesi değiştirildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer'in ilk veto kararının ardından Meclis'te aynen kabul edilen bu yasa değişikliği, 31 Aralık 2002 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi ve Erdoğan’ın siyasi........
