Önce doğru safta durmak gerekiyor
Bugün insanlığın önünde duran soru, aslında sadece “İran’ın yanında mı olalım, karşısında mı?” sorusu değildir. Bu, zulmün karşısında nerede durduğumuzun, hangi safı seçtiğimizin sorusudur. Yeryüzü bir kez daha imanla küfrün, hakla batılın, mazlumla zalimin mücadelesine sahne oluyor. Bir kısım Müslüman diyor ki: “İran Şia’dır. Peygamber’in soyuna dil uzatır, dört mezhepten değildir. İtikadı bozuk, yolu sapıktır. Güçlenirse bize zarar verir. O halde ABD ve İsrail’in yanında olmasak bile sessiz kalalım; bu zalimleri kızdırmayalım.”
Bir başka kesimse, “İran’ın yanlışları çoktur ama yine de bir İslam ülkesidir. Kafirle Müslümanın savaşında, eksik de olsa Müslümanın tarafında olmak gerek ya da en kötü ihtimalle tarafsız kalmak gerekir.” diyor. Oysa hakikate bu iki cebhenin dışında üçüncü bir gözle bakmak gerekir. Çünkü Müslüman’ın ölçüsü mezhep değil, adalettir; itikat değil, zulme karşı duruştur. Yüce Allah buyurur ki: “Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hûd 113) Bu hüküm açıktır. Zalim kim olursa olsun karşısında durmak, mazlumun yanında olmak imanın gereğidir. ABD, İsrail, İngiltere ve onların taşeron aklıyla kurulan siyonist emperyal sistem bugün insanlığı köleleştirmenin, ahlaksızlığı meşrulaştırmanın, Allah’ın düzenini tahrif etmek için kurulan yapının kumanda merkezidir. Bu yapının hedefinde sadece İran yoktur. Türkiye de, Pakistan da, Endonezya da Nijerya da v.s gibi inancını koruyan her toplum aynı hedef tahtasındadır. Bugün........
