BERGMAN SİNEMASINDA RUHUN ANATOMİSİ
Bazen bir yolculuğa çıkarız; sadece bir şehirden diğerine gitmek için değil, kendi içimizdeki o tozlu ve karanlık koridorlarda kaybolmak, belki de o koridorların sonundaki ışığı bulmak için. Ingmar Bergman’ın sinema tarihine kazıdığı o eşsiz başyapıtı Yaban Çilekleri’ni yeniden izlediğimde, bu duygu iliklerime kadar işledi. Profesör Isak Borg’un direksiyonu kırdığı o an, aslında bir otomobilin değil, bir ruhun kendi köklerine dönüş hikayesiydi.
Aslında hepimiz biraz Isak Borg değil miyiz? Başarılarımızı, akademik unvanlarımızı, toplumdaki prestijimizi ve o sarsılmaz mantığımızı birer zırh gibi kuşanıyoruz. En yakınlarımıza, hatta kendimize bile aşılması güç mesafeler inşa ediyoruz. Psikolojide buna "savunma mekanizması" diyoruz; canımız yanmasın, savunmasız kalmayalım diye ördüğümüz o görünmez duvarlar... Fakat Isak o meşhur yaban çileği tarlasında durup kendi gençliğine, o masum aşklarına ve kaybettiği içtenliğine baktığında, o........
