menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eskimek mi, Eksilmek mi?

9 0
18.03.2026

Bir Bayram Muhasebesi…

​Eskiden bayramlar; takvimin bir yaprağına sığmayacak kadar büyük, bir çocuğun uykusuna doymayacak kadar heyecanlıydı.

Şimdiyse takvimlerde kırmızıyla işaretlenmiş bembeyaz bir boşluktan ibaret.

Dilimize pelesenk olan o "Nerede o eski bayramlar?" cümlesi, artık nostaljik bir meraktan ziyade, kaybettiğimiz ruhun ardından yakılan bir ağıt gibi tınlıyor kulaklarımızda.

​Arife Günü: Heyecanın Eşiği

​Her şey o telaşlı arife günlerinde başlardı.

Mutfaklardan yükselen baklava, Harput köftesi ve sarma dolma kokuları mahallenin rüzgârına karışır, sokağın başına kadar taşarak bayramın müjdesini verirdi.

Oysa şimdi mutfaklar suskun, sofralar mahzun.

Biz o telaşı kaybederken aslında emeğin ve paylaşmanın tadından vazgeçtik.

O telaşlı temizlik çabası ve sabun kokularını; gece boyu başucunda ayakkabılarına sarılıp uyuyan, erkenden uyanan o çocukları; modern dünyanın soğuk, ruhsuz ve her şeye doymuş "erken büyüyenlerine" kurban verdik.

​Eşiklerin Hikâyesi: Kapı Önündeki Ayakkabılar

​Bir evin bayram evi olduğunu anlamak için içeri girmeye gerek yoktu; kapının önündeki o ayakkabı yoğunluğuna bakmak yeterdi.

Her numara bir hikâye, her çift ayakkabı bir vuslattı.

Bugün kapılarımızın önü bomboş; ayakkabılıklar düzenli ama kimsesiz.

ZAile büyüklerimizin dizinin dibinde edilen o demli sohbetleri, kayak merkezlerindeki telesiyej kuyruklarının sahte kalabalıklarına değiştik.

​Kültürden Kaçış: Kar Kristallerine Sığınmak

​Biz bayramı bir "dinlenme" molası sandığımız gün kaybettik.

Biz bayramları "tatil" olarak görmeye başladığımızda yok ettik.

Oysa bayram yorulmaktı; kapı kapı gezmekten, el öpmekten, şeker ikram etmekten bitap düşmekti.

Bu yorgunluklar aslında ruhun dinlenmesiydi.

Şimdi ise ruhumuz yorgun, bedenimiz lüks otellerin spa salonlarında rehin.

Kendi özümüzden, kültürümüzden feragat edip bir kayak turu rezervasyonuna sığdırdık koca bir mirası.

​Sahi, nerede o bayramlar? Bayramlar seyrinde işliyor aslında; değişen, eksilen ve ne yazık ki kendi bayramımda sürgüne tabi tutulan biziz.

Bayramlar var ama o bayramları idrak edecek "insanlar" giderek azalıyor.

Burnumuzun direğini sızlatan şey sadece geçmiş değil; gelecekte çocuklarımıza anlatacak, bacası tüten bir bayram sabahımızın kalmayışı...

Gelin, bu bayram sadece bir tatil değil, bir hatırlama olsun.

Ayakkabıları kapının önüne dizelim, gönülleri birleştirelim.

Çünkü biz bayramları kaybettikçe kendimizden de bir parça kaybediyoruz.

Çocukluğumuzun bayramlarını yaşamak dileğiyle, herkesin bayramını kutluyorum.


© Günışığı Gazetesi