KARIN SESSİZLİĞİNDE TEL TEL UZAYAN KIŞ GECELERİ
Eskiden kış geceleri aceleye gelmezdi. Zamanın telaşı bugünkü gibi değildi; saatler koşmaz, akşamlar bir yerlere yetişmek zorunda hissetmezdi kendini. Kar lapa lapa yağarken sokaklar susar, bacalarda uğuldayan rüzgâr ve pencerelere vuran tipi gecenin ne kadar uzun süreceğini fısıldardı. Evlerin üzerine çöken bu beyaz sessizlik, insanların yüreğine de bir huzur bırakırdı. İşte böyle gecelerde aileler, akrabalar ve dostlar bir araya gelir; evlerin odaları, kimi zaman da erkeklerin toplandığı sohbet odaları neşe ve muhabbetle dolup taşardı.
Soba harlanır, üstündeki çaydanlık hafiften tıngırdar, yer minderleri çekilir; sohbet ağır ağır koyulaşırdı. Kimisi eski günleri anlatır, kimisi çocukluğunun kışlarını yâd eder, araya tatlı bir kahkaha serpiştirilirdi. Bu gecelerin en tatlı bahanesi ise tel helva çekmekti. Çünkü tel helva sadece bir tatlı değil; uzun kış gecelerinin bereketi, neşesi ve birlikteliğiydi. Bir evde “Bu gece tel helva çekilecek” dendi mi, o evde yalnız helva değil, koca bir kültür yoğrulurdu.
Tel helva, Doğu Anadolu’nun birçok yerinde kış gecelerinin vazgeçilmez eğlencesiydi. Palu’da da böyleydi. Erkekler sohbet odalarında, evlerde ise kadınlar ve aile bireyleri tel helva için bir araya gelir; ustası, çırağı, meraklısı herkes yerini alırdı. Bu işin ustaları vardı; tel helvanın kıvamını, zamanını, sırrını bilenler… Onların sözü dinlenir, elleri ustalık, bakışları güven olurdu.
Bugünkü adıyla bir çeşit “pişmaniye” olan tel helva, eskiden Palu’da çoğunlukla dut pekmeziyle yapılırdı. Çünkü şeker her evde bulunmaz, bulununca da kıymeti bilinirdi. Dut pekmezli helvanın tadı bambaşkaydı; içinde hem yazın güneşi, hem dut ağaçlarının kokusu, hem de emeğin bereketi gizliydi. Dut pekmezinin kokusu odanın sıcaklığına karışır, evin içine sessiz bir sevinç yayılırdı. O yüzden o tat, sadece bir tatlı değil; biraz yazın hatırası, biraz çocukluk, biraz da geçmişin kokusuydu.
Daha sonraki yıllarda şekerle yapılan şerbet kullanılmaya........
