BİR ÇOCUK NASIL KAYBOLUR?
Bazı sorular vardır… Sadece cevaplanmak için değil, yüzleşilmek için sorulur. İçinde bir annenin endişesi, bir öğretmenin sessizliği ve bir çocuğun bastırılmış çığlığı vardır. Bugün “çocuk eğitimi” dediğimiz mesele de tam olarak böyle bir yerde duruyor. Artık bu konu sadece pedagojik bir tartışma değil; toplumsal bir kırılma noktasıdır.
Çünkü mesele sadece bir çocuğun nasıl yetiştiği değil, nasıl kaybolduğudur.
Anne, çocuğun ilk dünyası ve ilk güvenidir; yeri geldiğinde ilk sığınacağı limandır. “Çocuk eğitiminde annenin rolü nedir?” diye soruyoruz. Ama belki de yanlış soruyu soruyoruz. Çünkü anne, bir rol değil; bir başlangıçtır. Çocuğun dünyayla kurduğu ilk bağdır. Bir çocuk hayata annesinin gözlerinden bakar. Eğer o gözlerde huzur varsa, çocuk dünyayı güvenli bir yer sanır. Ama o gözlerde korku, öfke ve ilgisizlik varsa… çocuk daha yolun başında tedirgin olmayı öğrenir.
Anne sadece büyüten değildir. O, çocuğun iç dünyasını inşa eden kişidir. Bir çocuğun merhameti, sabrı, öfke kontrolü ve kendine güveni… Hepsi anneden izler taşır. Çünkü çocuk, söyleneni değil, yaşananı öğrenir. Anne, çocuğun sadece bakımını üstlenen kişi değildir; aynı zamanda onun duygusal pusulasıdır. Çocuk üzgünken nasıl sakinleşeceğini, öfkeliyken nasıl davranacağını, sevinç anında paylaşmayı ilk olarak anneden öğrenir.
Bugün birçok anne, farkında olmadan iki uç arasında savruluyor. Ya aşırı koruyucu olup çocuğun her adımını kontrol ediyor ya da hayatın yoğunluğu içinde çocuğunun iç dünyasını ihmal ediyor. Oysa çocuk ne sürekli korunarak büyüyebilir ne de yalnız bırakılarak güçlenebilir.
Çocuğun ihtiyacı olan şey; sevildiğini hissettiği ama sınırların da net olduğu bir ortamdır. Sevgiyle çizilmiş sınırlar… İşte sağlıklı eğitimin temeli tam da burada başlar. Bir annenin en zor sınavı, çocuğunun davranışlarında bir değişim fark ettiği andır. Çünkü o an sadece çocuğunu değil, kendini de sorgular. Ve çoğu zaman ilk tepki inkâr olur.
“Benim çocuğum yapmaz…” dediği anda kayıp başlar. Oysa bu cümle, çoğu zaman gerçeği geciktirir. Çünkü her çocuk hata yapabilir. Ama hiçbir hata sebepsiz değildir. Bir çocuk sebepsiz yere öfkelenmez, sebepsiz yere içine kapanmaz, sebepsiz yere saldırganlaşmaz. Bunların hepsi birer işarettir. Görülmesini istediği duyguların dışa vurumudur.
Peki, bir anne çocuğunun davranışlarından şüpheleniyorsa ne yapmalıdır? Her şeyden önce inkâr etmemelidir. “Benim çocuğum yapmaz” yaklaşımı, sorunu çözmek yerine büyütür. Anne,........
