ROBOTLAŞAN DÜNYADA İNSAN KALABİLMEK
Çok sevdiğim bir türküde şöyle bir dize geçer: “Özde ben bir insan olmaya geldim.”
Anadolu insanının irfanını yansıtan bu cümle, belki de insanın bütün hikâyesini anlatmaya yetiyor. Çünkü insanın asıl meselesi dünyaya gelmek değil; insan olmanın ne demek olduğunu bulmak.
Binlerce yıldır sorulan fakat cevabı hâlâ tamamlanamayan bir soru bu.
Felsefe insanı farklı pencerelerden tanımlıyor. Kimi için insan düşünen bir varlık, kimi için özgür iradesiyle seçim yapan, kimi için toplum içinde anlam kazanan bir canlı. Bilim ise insanı biyolojik bir varlık olarak ele aldı; milyonlarca yıllık bir sürecin sonunda ortaya çıkan, olağanüstü karmaşık bir beyne sahip bir tür...
Dinler insanın hikâyesini yalnızca bedenle sınırlamadı. İnsana sorumluluk, irade ve ahlak yükledi. İslam düşüncesinde akıl kadar irade ve sorumluluk da önemlidir. İslam’a göre İnsan yaptığı tercihlerden sorumlu bir varlıktır.
Demek ki insanı yalnızca eti, kemiği ve beyninden ibaret görmek eksik kalıyor. İnsan aynı zamanda anlam arıyor. “Ben kimim?” “Neden buradayım?” “Nasıl yaşamalıyım?” “İyi nedir, kötü nedir?” “Ölümden sonra ne olacak?”
Aslında insanın en ayırt edici taraflarından biri, yalnızca yaşaması değil; yaşadığı hayatın anlamını sorgulaması... Fakat bugün bu soruları çok farklı bir çağın içinde soruyoruz. Çünkü insan, kendi yaptığı makineleri giderek kendisine benzetiyor, tarihinde ilk defa kendisine rakip olacak belki de geçecek bir tür icat ediyor: Yapay zeka robotlar…
Robotlar artık 80’li yıllardaki gibi yalnızca fabrikada parça........
