MAĞARALARDAN MARS'A: İNSANLIĞIN BİTMEYEN YOLCULUĞU
Bir zamanlar mağara duvarlarına av sahneleri çizen insan, gökyüzüne sadece merakla bakıyordu. Sonra ateşi kontrol etmeyi öğrendi, taşı yonttu, tekerleği icat etti, piramitler inşa etti, Göbeklitepe'de tonlarca ağırlığındaki taşları ayağa kaldırdı. Ardından okyanusları aştı, buhar makinesini geliştirdi, elektriği keşfetti ve nihayet Ay'a ayak bastı. Şimdi ise gözünü Mars'a dikmiş durumda.
İnsanlık tarihine uzaktan baktığımızda aslında tek bir hikâye görüyoruz: Sınırları aşma hikâyesi.
Her nesil, kendinden öncekinin "Bu imkânsız." dediği bir engeli aşmayı başardı. Dün okyanusların ötesi bilinmezdi, bugün uzayın derinliklerini konuşuyoruz. Dün bilgi kervanlarda, kitaplarla ya da hafızalarda taşınıyordu, bugün saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Bir zamanlar bilimkurgu romanlarında okuduklarımızın önemli bir kısmı ise artık cebimizde taşıdığımız telefonların sıradan özellikleri hâline geldi.
İşte teorik fizikçi Michio Kaku da Geleceğin Fiziği adlı kitabında tam olarak bunu anlatıyor. Geleceğin sihirle ortaya çıkmayacağını, bugün laboratuvarlarda geliştirilen teknolojilerin yarının günlük hayatını şekillendireceğini söylüyor.
Peki, elli yıl sonra nasıl bir dünyada yaşayacağız?
Kaku'ya göre önümüzdeki yıllar, insanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinden birine sahne olabilir. Çünkü tarihe baktığımızda şunu görüyoruz: Büyük medeniyet sıçramalarını hep büyük buluşlar........
