KIRK MUMDAN KALAN SON ALEV
Halk arasında anlatılan bir inanış vardır: Bir insanı kaybettiğimizde içimizde kırk mum yanar.
İlk günlerde hepsi birden alev alevdir. Zaman geçtikçe mumlar birer birer söner. İnsanlar buna "iyileşmek" der. Oysa kırkıncı mum hiçbir zaman tamamen sönmez. Yas da zaten
yaşanıp rafa kaldırılan bir duygu değildir. Bayram gibi hasretin yeniden uyandığı günlerde göğsümde yanan kırk mumdan geriye kalan o son mumun alevini daha yoğun hissediyorum. Ve o son mum, zaman zaman şiddetlenen aleviyle sanki ebediyen yanacağını fısıldıyor.
Ölüm... İnancımız doğrultusunda hepimiz için farklı anlamlar taşıyabilir elbette. Ancak sanırım ortak noktamız, onun bir bitişi ve bu bitişin ardından gelen duyguları temsil etmesidir. Sevgili okurlarım, eğer başlıktan itibaren bu satırlar sizi içine çektiyse,
muhtemelen ölümün gerçekliğini size kavratan o kişiyi toprağa emanet etmişsinizdir. Peki, "ölümün gerçekliğini kavramak" derken neyi kastediyorum? Dünyayı anlamaya başladığımız andan itibaren yaşam ve ölüm hakkında çeşitli bilgiler edinir, hayat sahnesindeki
yolculuğumuz boyunca bu bilgileri gözlemlerimiz ve deneyimlerimizle şekillendiririz. Ancak ölüm, çoğu zaman sevdiğimiz birine uğrayana kadar zihnimizde soyut bir kavram olarak
kalır. Eğer şu an bu satırları okurken durup düşünüyorsanız, belki de ölüm sevdiğiniz birine uğramıştır.
Ben ölümün katlanılması güç yüzüyle, çocukluğumdaki en güzel anıların mirasçısı olan anneannemi kaybettiğimde tanıştım. O öldüğünde on dört yaşındaydım. Bir daha fiziksel olarak yanımda olamayacağı gerçeğini kabullendiğim an, onunla geçirdiğim o güzel yaz günlerini de bir daha yaşayamayacağımı fark etmiştim. Kendimi, gelecek yazların artık
geçmiştekilere benzemeyeceğine üzülürken bulmuştum. Sanırım yas tam olarak böyle bir duygu. Sonrasında fark ettim ki ölüm, yalnızca bir insanın bu dünyadan ayrılması değilmiş. Yas da sadece bir insanın yokluğuna tutulmazmış. Bazen evdeki sessizliğin, sofradaki eksik sandalyenin, bayram sabahlarındaki boşluğun da yasını tutarmışız. Bunları literatür bilgisi olarak değil; genç, yaşlı demeden toprağa verdiğim sevdiklerimden öğrendim.
Yasın en zor taraflarından biri de insanların onu bir sonuca ulaştırılması........
