HIRS, CEHALET VE KANUN TANIMAZLIK(2)
Cumhuriyetin ilk yıllarında kıt imkânlarla kurulan fabrikalar, sanayi tesisleri ve üretim kurumları, ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için oluşturuldu. Son yıllarda özelleştirme adı altında kamu işletmeleri el değiştirdi. Her özelleştirme aynı sonucu doğurmadı; ancak kamu varlıklarının hangi bedelle, hangi koşullarla devredildiği ve elde edilen gelirin nasıl kullanıldığı soruları hiçbir zaman gündemden düşmedi. Sorduk yine soruyoruz: Üretimden çekilen devletin yerine kim aldı? Kapanan fabrika ve işletmelerin yerine kaç yeni fabrika kuruldu? Satılan varlıkların gelirleri kalıcı üretime mi dönüştürüldü, yoksa günü kurtarmaya mı harcandı?
Tarımda da benzer sorular: Bir zamanlar dünyada kendi kendine yetebilen ülke nerede? Çiftçinin mazotu pahalı, gübresi pahalı, tohumu pahalı! Elektrik pahalı, sulama pahalı! Ürününü hasat ettiğinde fiyat düşük, tüketiciye ulaştığında fiyat yüksek! Üretici kazanamıyor, tüketici alamıyor; aradaki zincirde kimin ne kadar kazandığı ise belirsiz. Sonra çıkıp tarımda rekorlardan söz ediyorlar. Hangi rekor? İthal edilen üründe mi, üretim maliyetinde mi, çiftçinin borcunda mı? Bir ülke kendi toprağında yetiştirebildiği ürün için sürekli dışarıya bağımlı hâle geliyorsa, mesele yalnızca ekonomi değildir. Mesele, geleceğin güvenliğidir.
Madenlerin çok ayrı bir yeri ve değeri var Türkiye’nin ekonomisinde.........
